Tokat’ın Zile ilçesinde gerçekleştirilen bir kaçak kazı, Anadolu’nun tarihsel derinliğini bir kez daha kanıtlayan muazzam bir keşfe kapı araladı. Bir bağ evinin bahçesinde tesadüfen bulunan ve Roma dönemine tarihlenen figürlü mozaikler, sadece bölgenin değil, Türkiye’nin arkeolojik mirası için yeni bir heyecan dalgası yarattı. İşçilik kalitesi ve sembolik anlatımıyla dikkat çeken eserlerin, Gaziantep’in dünyaca ünlü "Çingene Kızı" mozaiğiyle sergilediği teknik benzerlik, Zile’nin antik çağdaki önemini yeniden tartışmaya açtı.
Bereketin ve Refahın Simgesi: “Tryphe Mozaiği”
Tokat Arkeoloji Müzesi uzmanları tarafından titizlikle yürütülen kurtarma kazıları sonucunda ortaya çıkarılan mozaiklerin, milattan sonra 2. ile 4. yüzyıllar arasındaki döneme ait olduğu tahmin ediliyor. Eserin en dikkat çekici unsurlarından biri, üzerinde antik Yunanca "Tryphe" yazısının bulunmasıdır. Bu ifade, antik dünyada sadece bir ismi değil, aynı zamanda "bolluk, bereket, ihtişam ve yumuşaklık" gibi kavramları içeren geniş bir refah anlayışını temsil etmektedir.
Mozaikte yer alan kadın figürü, antik sanatın personifikasyon (kişileştirme) geleneğinin zarif bir örneği olarak kabul ediliyor. Uzmanlar, bu figürün yer aldığı mekâna manevi bir zenginlik ve bereket getirmesi amacıyla tasarlandığını değerlendiriyor.
Zeugma Esintisi: “Çingene Kızı ile Teknik Benzerlik”
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Arkeoloji Bölümü Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Semih Yaşar Çizikci, buluntuların sanatsal değerine dair önemli açıklamalarda bulundu. Çizikci, mozaiğin yapımında kullanılan tesseraların (küçük mozaik taşları) yerleştirilme biçimi ve gölgelendirme tekniklerinin, Gaziantep Zeugma Antik Kenti’ndeki dünyaca ünlü eserlerle büyük benzerlikler taşıdığını vurguladı.
Özellikle figürün bakışlarındaki derinlik ve iki farklı mozaik tekniğinin bir arada kullanılması, Zile’deki bu buluntuyu "Çingene Kızı" mozaiğinin kuzeydeki bir izdüşümü haline getiriyor. Bu durum, Roma İmparatorluğu döneminde Anadolu’nun kuzeyi ile güneyi arasında sanatsal bir etkileşimin ve ortak bir estetik anlayışın hakim olduğunu kanıtlıyor.
Bir Roma Villası Kompleksi mi?
Şu ana kadar yapılan çalışmalar, mozaiğin muhtemelen geniş bir konut yapısının veya sütunlu bir avlunun parçası olduğunu gösteriyor. Kazı alanında iki farklı odaya ait izlere rastlanması, arkeologları daha büyük bir keşfin eşiğinde oldukları konusunda heyecanlandırıyor. Yetkililer, mevcut bağ evinin ve yanındaki ahırın kamulaştırma sürecinin ardından yıkılacağını ve kazı alanının genişletileceğini bildirdi.
Bölgenin topografik yapısı ve stratejik konumu, buranın tek bir villa değil, Roma dönemine ait lüks bir yerleşim kompleksi olabileceği ihtimalini güçlendiriyor. Zile Ovası’nın Erken Tunç Çağı’ndan itibaren kesintisiz bir yerleşim alanı olması, toprağın altında hala keşfedilmeyi bekleyen devasa bir kültürel altyapının yattığına işaret ediyor.
Tarihin Kavşak Noktası! Zile ve "Veni, Vidi, Vici"
Zile, sadece bu yeni mozaiklerle değil, Roma İmparatoru Jül Sezar’ın meşhur "Veni, vidi, vici" (Geldim, gördüm, yendim) sözünü söylediği yer olmasıyla da dünya tarihinin ikonik noktalarından biri konumunda. Bu son keşif, Zile’nin askeri ve siyasi tarihinin yanı sıra, Roma döneminde sanatsal ve kültürel bir çekim merkezi olduğunu da tescillemiş oldu.
Gelecek dönemde yapılacak geniş kapsamlı kazıların, bölgeyi bir açık hava müzesine dönüştürmesi ve Tokat’ın turizm potansiyeline uluslararası düzeyde bir ivme kazandırması bekleniyor. Arkeologlar, toprağın her katmanında Zile’nin gizli kalmış ihtişamını aramaya devam ediyor.
İHA





