Kışlalarda edilen yemek duasının “Tanrımıza hamd olsun milletimiz var olsun” şeklinden “Allah’ımıza hamd olsun milletimiz var olsun” diye söylenmesine AK Parti iktidarlarının vesile olduğunu biliyoruz. Bundan hiç ama hiç rahatsız da değiliz, mutluyuz da. Ancak bu ve benzeri uygulamalardan ötürü Mustafa Kemal Atatürk’ün yıpratılmasına da razı değiliz, olmayacağız da. Üstelik Atatürk döneminde de kışlalarda “Allah’ımıza hamd olsun milletimiz var olsun” diye dua edildiğini, Atatürk’ün vefatından sonra bunun değiştirildiğini de bilmek gerekir.
1925’te bizzat Atatürk’ün isteği ve kontrolünde “Askere Din Kitabı” hazırlatılmıştır. Cumhuriyetin üçüncü Diyanet İşleri Başkanı da olan Ahmet Hamdi Akseki tarafından kaleme alınan kitapta; iman esasları, Peygamberin örnek kişiliği ve askerliği, İslam'da cihat, ahlak ve vazife şuuru, ruh terbiyesi, hükumet ve vatana karşı vazifeler ile Kur'an'da vatan müdafaası gibi onlarca konu yer alıyordu. İş bununla da bitmiyor. Atatürk'ün vefatına kadar askere Kur’an’a el bastırılarak yemin ettiriliyordu.
Kur’an’a el basılarak edilen o yemin metninde şu ifadeler vardı:
“Ben, sulhta ve harpta, karada ve denizde ve havada ve her nerede olursa olsun, milletime ve memleketime daima doğruluk ve sadakatle hizmet ve hükümeti cumhuriyemizin bütün kanun ve nizamlarına ve amirlerimin her türlü emirlerine bütün kalbimle itaat etmekten ayrılmayacağıma ve milletimin namına, mukaddes şerefli sancağımın şanını ve askerliğin namus ve şerefini canımdan aziz bilip bu uğurda seve seve canımı feda etmekten çekinmeyeceğime ve asıl vazifem olan; namuskâr, özü ve sözü doğru ve gayretli bir asker olarak çalışmaktan başka bir şey düşünmeyeceğime, Cenab-ı Allah’ın kelamı olan Kur’an-ı Azimüşşana el basarak yemin ediyorum. Vallah ve billah.”
Daha da ötesinde Atatürk, 1932 yılının Ramazan ayında Hafız Saadettin Kaynak’ı orduya Kur’an okutulması için görevlendirmiş, askerliğin faziletlerini anlatan bazı surelerin de Türkçe ve Arapça olarak okutulmasını emretmiştir.
Ayrıca Mustafa Kemal Paşa her yıl Çanakkale şehitleri için mevlit okutmuştur. Bunun için Hafız Yaşar Okur’u bizzat görevlendiren Paşa, 1923 yılında Şehit Mehmet Çavuş Abidesi önünde Çanakkale şehitlerine mevlit okunurken ansızın yağmur yağmaya başlamış fakat Hafız Yaşar, yağmura rağmen mevlide devam etmiştir. Hafız Yaşar anılarında bu olayı aktarırken, “Ertesi akşam Dolmabahçe Sarayı'na gittim. Ata'mın huzurlarına kabul edildim. Çanakkale merasiminin tafsilatını verirken bu fırtına bahsine gelince Atatürk, o yağmur ve rüzgara rağmen mevlide devam edişime o kadar mütehassis oldu ki, hiç unutmam... Elini tekrar masaya vurarak, 'Aferin Hafızım, çok güzel yapmışsın. Vazife başında iken taş yağsa, insan yerinden kıpırdamaz' diye iltifatta bulundular.” ifadelerini kullanmıştır.
Mustafa Kemal Paşa’nın ilk Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi’ye olan saygısını da anmadan geçmeyelim. Rifat Börekçi Mustafa Kemal Paşa’nın kendisine duyduğu saygıyı anlatırken, “Atatürk' ün huzuruna geldiğimde beni ayakta karşılardı. ‘Paşam beni mahcup ediyorsunuz’ dediğimde ‘Din adamlarına saygı göstermek Müslümanlığın icaplarındandır’ derdi…” demiştir.
Velhasıl, defaten yazdığım gibi Atatürk’ün düşman çizmesinden ülkemizi kurtardıktan sonra yaptığı devrimler ve sonrasında yaşananları çarpıtarak, din konusunda kendisine yapılan haksızlıklara ve iftiralara verilecek en güzel cevap, tarihi vesikalar ve yaşanmışlıklardır. Mustafa Kemal Paşa’nın İslam dinine yaptığı hizmetleri görmek için sadece Ortadoğu coğrafyasına bakmak bile aslında kafidir. Ortadoğu bataklığının içerisinden tertemiz bir Cumhuriyeti kuran, laiklik ile din ve vicdan hürriyetini getiren bu büyük lidere olan hayranlığımız her geçen gün daha da artıyor.
O’nu Türk Milletine bahşeden Allah’a sonsuz şükürler olsun…