Alt yapıdan sosyal projelere, sabahtan akşama kadar koşturmak niye?

Kentsel dönüşüm, çağdaş mahalle diye dert edinmek de neyin nesi?

Otopark ya da trafik zaten her dönem mesele, şimdi bunun için çabalamak neden?

Yıllardır sorunları ötelenen mahallelere kıyı bucak hizmet etmenin zamanı mı şimdi?

Hiç risk almadan yan gelip yatarak, iki üç kişinin sırtını sıvazlayıp fotoğraf çektirerek, birkaç yaşlıyla çay içerek, çocuklarla top oynayarak, piknik yapanlarla sohbet ederek zaman geçirmek varken, bunca çabayı niye gösteriyorsun Kemal Bey? Yaptığın kallavi işleri değil de bu suya tirit işleri sosyal medyadan paylaşarak daha rahat ederdin caanım Başkanım…

Bunca emeğinin, alın terinin ve bir ideale bağlı koşturmacalarının dedikodusunu yapanlar, yollarına engeller koyanlar o vakit seni alkışlar, yere göğe sığdıramazlardı. Başın ağrımaz, sırtında yük olmaz, yüreğin daralmazdı.

Bu şehirde bir efsaneye dönüşen Yazıcıoğlu soyadına halel getirmeden gösterdiğin helal ve meşru gayretlerine elbette herkes şahit; lakin “değmezmiş” dememen için dualardayız. Merhum Recep Yazıcıoğlu demedi, elbette sen de demeyeceksin, ama tüm bu yorgunluklarının bir gün seni bu raddeye getirmesi de mümkün.

Turgut Uyar bir şiirinde “Hesaplar elbet bozulacak, mümkünlerin kıyısında” der.

Tam da öyle… Kimin ne dediğine ne yaptığına bakmadan yürüdüğün yolda sadece başarı var. Hesap kitap yapanların, hamsiyi kavağa çıkarmaya çalışanların, ete kemiğe bürünen hırsların, ayak oyunlarının ve türlü tezgahların ortasından geçip giderken, sadece milletten aldığın destekle menzile varacaksın.

Şimdi durduğun mevzi zaten milletin.

Menzil de milletin makamıysa, bu makam her şeyden önce gönüllerdeyse ve şimdiden o gönüllerdeki taht sana aitse, bırak terennüm etsin baykuşlar bildiklerini, sen çek ipini rahvan gitsin Kemal Beyim…