Yaklaşan Kurban Bayramı nedeniyle, Atatürk dönemindeki bayram coşkularını hatırlatmayı vazife sayıyorum. Türkiye’de 1935 yılında çıkarılan “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun” ile dini bayram günlerini de resmi tatil olarak yasal güvenceye alındı. Yazar Ümit Doğan da “Hurafeler” adını verdiği kitabında (Kripto Yayınları), Mustafa Kemal Atatürk dönemindeki dini bayram kutlamalarına da yer vermiş.

Elbette o döneme dair bildiklerimizle örtüşen bilgileri yayımlamış Sayın Ümit Doğan. Ama bugün hâlâ “Atatürk döneminde dini bayramlar kutlanmazdı” yalanını söylemekten geri durmayanları görmek gerçekten çok can sıkıcı. Neden yalanlara, iftiralara sarılır bu insanlar hiç bilemedim. Halbuki dindar olmanın gerekleri arasında yalan söylememek, iftira atmamak da yer almıyor muydu?

Aslında herkes işin doğrusunu az buçuk biliyor. Atatürk döneminde onarılan camilerden tutun da askerlere din kitabı hazırlamaya, İmam Hatip Okulları açmaya varana değin birçok dini hizmetin yapılmış olmasını yok sayanlar, Cumhuriyet ve Atatürk ile olan hesaplaşmaları gereği yalanlarla örülü bir paradigmayı kendilerine adeta inanç sistemi yapmışlar. Çok şükür kin, nefret ve iftiralarla Atatürk’ü din düşmanı gösterme çabasında olanların beyhude uğraşlarına karşın, bugün Anadolu insanı Ata’sının izinde yürümeye devam ediyor.

Atatürk dönemindeki Ramazan aylarında davulcuların Ramazan ayının geldiğini duyurmaları, Ramazan Bayramı için her tarafta büyük hazırlıklar olduğu, şeker satan tezgâhların önünde uzun kuyruklar oluştuğu, dönemin gazetelerinde yer alır. Ümit Doğan’ın kitabında yer alan gazete haberi ise gerçekten enteresandır: “Akşam gazetesi, 1930 yılı Ramazan Bayramı öncesinde seyyar şekercilerin çoğaldığını ve fakir halkın seyyar şekercilere ilgi gösterdiğini yazmış ve badem ezmesi satışlarında hile yapanların cezalandırılacağını duyurmuştur. Vakit gazetesi de yaklaşan bayram öncesi fakir çocuklara bayramlık elbise dağıtıldığından, bayram yerlerinde salıncaklar ve atlı karıncalar kurulduğundan bahsetmiş ve bayram alışverişinin neden olduğu kalabalıktan faydalanmak isteyen dilencilerin zabıta ekiplerince toplandığından bahsetmiştir.”

Kurban Bayramları da aynı coşkuyu içinde barındıran bayram günleri olarak o dönemde kutlanıyordu elbette. Ümit Doğan’ın kitabında bu husus, “Kurban Bayramı haberleri incelendiğinde Cumhuriyet gazetesinin geçen yıl olduğu gibi okuyucularının bayramını manşetten kutladığı görülmektedir. Gazete, bayramı geçirmek üzere İstanbul’a gelenlerin kalabalığından, havanın güzel olması nedeniyle insanların gezintiler tertip edeceğinden bahsetmiştir. Bunun yanı sıra, başyazar Yunus Nadi’nin kurban kesmenin vahşet olmadığını ifade eden, İslam dininde kurban inancının yerini anlatan uzunca bir yazısı göze çarpmaktadır. Atatürk’e yakın bir isim olan Yunus Nadi’nin böyle bir yazı kaleme alması ve yazının rejime yakın yayın organı Cumhuriyet’te yayımlanması oldukça önemlidir. Bu durum bizlere rejimin dinî bayramların kutlanması konusunda olumsuz bir tavır takınmadığını ispat etmektedir…” diye anlatılır.

Kitaptan bazı alıntıları da buraya aktarmak isterim:

“Bahsedilen bu hazırlıklarla ramazana giren İstanbullular, Türkçe Kur’an tilavetini dinlemek için önce Yerebatan Camii’ne, Kadir Gecesi’nde ise Ayasofya Camii’ne akın etmişlerdi. Yerebatan Camii’ne yaklaşık kırk bin kişi gelmiş, yalnız cami değil cami önündeki cadde de cemaatle dolup taşmıştı. Kadir Gecesi’ne katılan kişi sayısı daha fazlaydı. Neredeyse yetmiş bin kişi Kadir Gecesi’ni Ayasofya’da geçirmişti. (…) 1933 yılının Ramazan ayında her yıl olduğu gibi minareler ışıklandırılmıştı. (…) Cumhuriyet gazetesi, Kadir Gecesi dolayısıyla Ayasofya başta olmak üzere Süleymaniye, Sultanahmet, Beyazıt ve Fatih camileri dâhil bütün camilerde dinî organizasyonlar yapıldığını, seçkin hafızlar tarafından Kur’an okunduğunu, tevhit ve tekbirler getirildiğini, bu mübarek gece şerefine sabaha kadar açık tutulan camilerin cemaatle tıklım tıklım dolduğunu yazıyordu. (…) 1934 yılının Kurban Bayramı’nda İstanbul’a getirilen kurbanlık sayısı bir önceki yıla göre artarak 17.000’e çıkmıştır. Arefe günü sokaklar ve caddeler bayram alışverişi yapan insanlarla dolup taşmıştır. Şehrin belli başlı meydanlarında sürüler görülmektedir. Üniversite meydanının arka taraflarında büyük bir kurban pazarı kurulmuştur. Koyunlar 8 liradan başlayan fiyatlarla satılmaktadır.”

Yani bir kez daha anlaşılıyor ki Mustafa Kemal Atatürk döneminde bırakın dini bayramların yasaklanmasını, bugünlerden daha çok manevi iklimin ve coşkunun yaşandığı nice bayramları yaşamıştır ülkemiz. Keşke o günlerin sade, çıkarsız, gösterişsiz ve maneviyatı ağır haliyle dikkatleri üzerine çeken bayramları tekrar yaşamamız mümkün olsaydı…