e. Tarım İl Müdürü Yaşar Kavak, Türkiye’de yeni Hal Yasası gündemde iken dikkat çeken konuda sorulara yanıt verdi. Tarlada üretilen ürünün pazarda, markette daha yüksek fiyatlarda satışa sunulması hem üreticinin hem tüketicinin mağdur olduğu bir durum. Böylesi bir durumun neden yaşandığının yanıtlarını verdi.
Yaşar Kavak’ın tarlada 5 lira olan ürünün markette 25 liraya satılmasını izah eden açıklamaları, sorular ve yanıtları şöyle oldu:
Soru (Şule Şahin): Sebze ve meyvelerde üretici ile market fiyatları arasındaki büyük fark yıllardır tartışılıyor. Sizce temel sorun nedir?
Yaşar Kavak: Tarım gündeminde yıllardır “Üretici 5 liraya satıyor, tüketici 25 liraya alıyor” cümlesini duyuyoruz. Ardından da “Aracılar kaldırılsın” deniliyor. Ancak meseleyi sadece aracının varlığı üzerinden değerlendirmek doğru değil. Asıl sormamız gereken soru şu: Üretici ile tüketici arasındaki zinciri nasıl kısaltabilir, üreticinin bu zincirden aldığı payı nasıl artırabiliriz? Çünkü tarladan sofraya uzanan her halka gereksiz değildir. Ürün toplanacak, taşınacak, depolanacak, sınıflandırılacak, paketlenecek, gerektiğinde soğuk zincirde korunacak ve market rafına ulaştırılacak. Bunların tamamı bir hizmet ve maliyet oluşturuyor. Önemli olan bu hizmetlerin kaç aşamada, kim tarafından ve hangi maliyetle yapıldığıdır.
Soru: Üretici ile market arasındaki fiyat farkının boyutunu gösteren güncel veriler var mı?
Yaşar Kavak: Türkiye Ziraat Odaları Birliği'nin Ağustos 2026 verileri oldukça dikkat çekici. Limon üreticide 10 lirayken markette 84,84 liraya satıldı. Fiyat farkı yüzde 748,4'e ulaştı. Havuçta yüzde 380,3, elmada yüzde 377,9, kabakta yüzde 240,9, yeşil soğanda ise yüzde 239,4 fark oluştu. Burada dikkat çekici olan bir başka nokta da üretici fiyatlarının bazı ürünlerde ciddi şekilde gerilemiş olmasıdır. Ağustos ayında limonun üretici fiyatı yüzde 75, kuru soğanın yüzde 54,5, patatesin ise yüzde 24,2 düştü. Yani üretici açısından fiyat düşerken tüketici açısından aynı oranda bir düşüş yaşanmayabiliyor.
Soru: Peki üretici bu süreçte sadece düşük satış fiyatıyla mı karşı karşıya?
Yaşar Kavak: Hayır. Bir de üretim maliyetleri var. Son bir yılda amonyum nitrat gübresi yüzde 61,2, amonyum sülfat yüzde 55,2, DAP yüzde 25,3, 20.20.0 gübresi yüzde 32,7 arttı. Besi yemindeki artış yüzde 34,5, süt yemindeki artış yüzde 31,8 oldu. Mazot fiyatındaki yıllık artış ise yüzde 57,9 olarak gerçekleşti. Dolayısıyla çiftçi hem yüksek girdi maliyetleriyle üretim yapıyor hem de ürününü pazarlarken güçlü bir pazarlık konumuna her zaman sahip olamıyor.
Soru: O halde sizce problem “aracı” mı, yoksa başka bir yerde mi?
Yaşar Kavak: Bence asıl mesele sistemin nasıl çalıştığıdır. Aracının yaptığı işi de görmek gerekiyor. Üreticinin ürününü tarladan alıp tüketiciye ulaştırmak; toplama, taşıma, depolama, tasnif, paketleme ve pazarlama gibi faaliyetleri gerektiriyor. Sorun, aynı hizmetin gereğinden fazla sayıda halkadan geçmesi, maliyetlerin şeffaf olmaması, firelerin yükselmesi ve üreticinin pazarlık gücünün zayıf kalmasıdır. Dolayısıyla “aracıyı tamamen ortadan kaldıralım” demek yerine gereksiz halkaları ve gereksiz maliyetleri azaltalım demek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
Soru: Peki ürün tarladan markete gelirken fiyatı hangi unsurlar yükseltiyor?
Yaşar Kavak: Bunun tek bir nedeni yok. Hasat, taşıma, depolama sırasında meydana gelen kayıplar ve fireler ürünün birim maliyetini artırıyor. Soğuk zincirin yetersiz olduğu durumlarda özellikle sebze ve meyvelerde kalite kayıpları ve fireler artabiliyor. Bunun yanında hal, toptancı, pazar veya market deposu gibi farklı kanallardan geçiş; komisyon, nakliye ve depolama giderlerini beraberinde getiriyor. Yakıt, enerji, işçilik, otoyol ve köprü ücretleri de lojistik maliyetlerini artırıyor. Boylama, yıkama, ambalajlama, barkodlama ve market işletme giderleri de nihai fiyata yansıyor. Bu nedenle tarladaki fiyatla marketteki fiyat arasındaki farkı değerlendirirken bütün zinciri birlikte görmek gerekiyor.
Soru: Dünyada, özellikle Avrupa ülkelerinde bu sorun nasıl ele alınıyor?
Yaşar Kavak: Birçok Avrupa Birliği ülkesinde yaklaşım, “aracıyı tamamen ortadan kaldırmak” yerine pazarlama zincirini kısaltmak, üreticinin örgütlü gücünü artırmak ve fiyat oluşumunu daha şeffaf hale getirmek şeklinde. Üretici örgütleri ve kooperatifler güçlendiriliyor. Üretici ile perakendeci arasındaki sözleşmeli modeller geliştiriliyor. Hal, depolama, lojistik ve soğuk zincir altyapısına önem veriliyor. Bunun yanında doğrudan satış, üretici pazarları ve yerel tedarik modelleri de kullanılıyor. Yani amaç aracıyı yok etmek değil; gereksiz aracılık maliyetlerini azaltmak ve üreticinin pazarlık gücünü artırmak.
Soru: Türkiye'de bu model nasıl uygulanabilir?
Yaşar Kavak: Öncelikle güçlü kooperatiflere ve üretici örgütlerine ihtiyacımız var. Üreticiler ürünlerini birlikte toplayabilir, depolayabilir, sınıflandırabilir, paketleyebilir ve pazarlayabilir. Böylece tek tek pazarlık yapmak yerine örgütlü bir şekilde hareket edebilirler. Marketlerle doğrudan sözleşmeler kurulabilir. Üretim daha tarladayken planlanabilir. Hangi ürünün ne kadar üretileceği, ne zaman hasat edileceği ve hangi pazara gönderileceği önceden belirlenebilir. Böylece çiftçi yalnızca üreten değil, pazarlık yapan ve pazara yön veren bir aktör haline gelebilir.
Soru: Fiyat şeffaflığı konusunda ne yapılmalı?
Yaşar Kavak: Tarladan rafa kadar fiyatın nasıl oluştuğunu görebilmemiz gerekiyor. Ürünün üretici fiyatı nedir? Nakliye ne kadar? Depolama maliyeti nedir? Fire oranı ne? Paketleme ne kadar tutuyor? Toptancı ve perakendecinin hangi hizmet karşılığında ne kadar maliyeti oluşuyor? Bunların izlenebilir olması önemli. Vergi Denetim Kurulu raporlarında da bazı işlemlerde çiftçiye ödenen gerçek bedel ile resmi kayıtlardaki alış bedeli arasında fark oluşturularak kayıtlı maliyetlerin şişirilebildiğine ilişkin tespit ve değerlendirmeler yer alıyor. Böyle uygulamalar vergi kaybı riskinin yanında fiyat oluşumunun gerçek maliyetlerden uzaklaşması riskini de beraberinde getirebilir. Bu nedenle fiyat zincirinin şeffaf, kayıtlı, izlenebilir ve etkin biçimde denetlenmesi gerekiyor.
Soru: Hal Yasası bu sorunu çözebilir mi?
Yaşar Kavak: Hal Yasası elbette önemli. Ancak tek başına bir yasa değişikliğinin bütün sorunu çözmesini beklememek gerekir. Yasal düzenlemelerin yanında güçlü üretici örgütlenmesi, modern depolama ve soğuk zincir, planlı üretim, doğrudan pazarlama, etkin lojistik ve şeffaf fiyat oluşumu birlikte ele alınmalı. Çünkü sistemin bir halkasını değiştirip diğerlerini olduğu gibi bırakırsanız sorun başka bir noktada devam edebilir.
Soru: Son dönemde denetim ve soruşturmalar da gündemde. Bunun önemi nedir?
Yaşar Kavak: Elbette kayıt dışılık ve usulsüzlük iddiaları varsa bunların ilgili kurumlar tarafından titizlikle incelenmesi gerekir. Son dönemde yapılan soruşturma ve denetimler de bu açıdan önem taşıyor. Ancak kalıcı çözüm yalnızca denetimden geçmiyor. Şeffaf ve izlenebilir bir piyasa sistemi kurmak, denetimin yanında önleyici bir mekanizma da oluşturacaktır.
Soru: Son olarak, tüketicinin markette karşılaştığı yüksek fiyat ile üreticinin aldığı düşük fiyat arasındaki makas nasıl daraltılabilir?
Yaşar Kavak: Bence artık tartışmayı “aracıyı kaldıralım” noktasından çıkarıp daha kapsamlı bir soruya çevirmeliyiz: Üreticiden tüketiciye uzanan zinciri nasıl daha kısa, şeffaf, verimli ve adil hale getirebiliriz? Güçlü kooperatifler ve üretici örgütleri, doğrudan pazarlama, marketlerle sözleşmeli üretim, modern depolama ve soğuk zincir, planlı üretim ve etkin lojistik bu zincirin temel unsurlarıdır.
Unutmayalım; tarımda başarı yalnızca üretmek değildir. Üretilen ürünü tarladan sofraya en kısa, en verimli ve en şeffaf yoldan ulaştırabilmektir. Çünkü mesele yalnızca “tarlada 5 lira, markette 25 lira” değildir. Asıl mesele; üreticinin emeğinin karşılığını alması, tüketicinin makul fiyata ulaşması ve aradaki zincirin adil ve şeffaf işlemesidir.





