Tokat’ta yarım asra yaklaşan meslek hayatıyla zamana meydan okuyan 63 yaşındaki bakır ustası Osman Unutmaz, ata mesleğinin dünü, bugünü ve geleceğine dair gazeteci Mustafa Işık’a oldukça çarpıcı açıklamalarda bulundu. Yeraltı Çarşısı’ndaki mütevazı satış mağazasında örsünün ve çekicinin sesini yaşatmaya çalışan Unutmaz, Tokat bakırcılığının bin yıllık köklü geçmişinden saraylara uzanan hikayesine, günümüzde karşılaştıkları ham madde ve çırak sıkıntısından Yeraltı Çarşısı esnafının acil çözüm bekleyen sorunlarına kadar pek çok konuyu samimi bir dille aktardı.Saraylardan Günümüze Ulaşan Miras ve Kaybolan Kalhaneler
Tokat’ta bakırcılık sanatının köklerinin bin yıldan fazla bir geçmişe sahip olduğunu belirten Osman Unutmaz, tarihi kaynakları ve maden yataklarını inceleyerek bu zengin geçmişin izini sürdüğünü ifade etti. Geçmiş dönemlerde Almus ve çevresindeki zengin maden yataklarının yanı sıra Ergani ve Sivas gibi bölgelerden de Tokat’a yoğun bir bakır sevkiyatı yapıldığını anlatan emektar usta, kentin bir dönem adeta bölgenin sanayi merkezi olduğunu vurguladı. Tarihte Tokat'ta 55 adet irili ufaklı kalhanenin (bakır eritme ve işleme tesisi) faaliyet gösterdiğini dile getiren Unutmaz, bu tesislerde üretilen kazanların, leğenlerin, ibriklerin ve mutfak eşyalarının sadece Osmanlı coğrafyasına değil; Arabistan, Hindistan ve Çin gibi dünyanın dört bir yanına ihraç edildiğini, Ortadoğu’daki bakır ürünlerinin yüzde sekseninin Tokat’tan gittiğini belirtti.Tokat bakırcılığının en özel simgelerinden birinin "honça" adı verilen özgün tepsi olduğunu söyleyen Unutmaz, Selçuklu döneminden miras kalan bu tasarımı yıllar sonra yeniden canlandıran ilk kişi olduğunu gururla paylaştı. Yaklaşık 50-55 santimetre çapında olan ve içinde altı adet kapaklı gözü bulunan bu özel tepsinin günümüzdeki tabldot sisteminin dünyadaki ilk örneklerinden biri olduğunu belirten usta, Avrupalılar henüz tabldotu keşfetmeden Osmanlı saraylarında bu sistemle yemek yenildiğini hatırlattı. Selçuklu döneminde döküm sarı malzemeden, Osmanlı'da ise bakırdan üretilen bu honçaları, dönemin Tokat Valisi Ayhan Nasuhbeyoğlu ve Özel İdare Müdürü Adnan Bey ile iş birliği yaparak yeniden modellediğini anlatan Unutmaz, o yıllarda bu eserlerin kente gelen bürokratlara, milletvekillerine ve özel misafirlere en prestijli valilik hediyesi olarak takdim edildiğini aktardı.
"Bakır Sağlıktır ve Altın Gibi Değerlenir"
Günümüzde züccaciye sektöründeki ucuz alternatiflerin, çelik, porselen ve cam ürünlerin bakıra olan talebi azalttığını belirten Osman Unutmaz, bu durumun aslında büyük bir yanılgı olduğunu savundu. Diğer malzemelerden yapılan mutfak ürünlerinin eskidiğinde ya da kırıldığında doğrudan çöpe gittiğini ve hiçbir geri dönüşüm değerinin olmadığını hatırlatan Unutmaz, bakırın ise tıpkı altın gibi zaman geçtikçe değer kazanan bir yatırım aracı olduğunu ifade etti. Bugün 1000 liraya alınan bir bakır tencerenin, sürekli gelen zamlar ve ham madde değeri sayesinde 5 yıl sonra 5000 liraya satılabileceğini, dolayısıyla bakıra verilen paranın asla çöpe gitmediğini vurguladı.
Bakırın sadece ekonomik değil, aynı zamanda benzersiz bir sağlık kaynağı olduğunu belirten tecrübeli usta, malzemenin antibakteriyel özelliklerine dikkat çekti. Bakır kaplarda pişen yemeğin, saklanan suyun ve demlenen çayın bakteri üretmediğini, mikrobu barındırmadığını söyleyen Unutmaz, kendi yaşamından da çarpıcı bir örnek verdi. Dükkanda akşamdan kalan çayı ertesi sabah bakır demlikte yeniden ısıtıp içtiklerini ve bugüne kadar hiçbir mide rahatsızlığı yaşamadıklarını belirten usta, aynı durumun alüminyum veya çelik kaplarda denenmesi halinde bakterilerin köpürmeye neden olacağını ve sıvıyı zehir gibi bozacağını iddia etti. Ayrıca saf bakırın insan vücuduna psikolojik bir rahatlama ve pozitif enerji verdiğini, bakır bilezik takmanın ya da bakır kaptan su içmenin romatizmal hastalıklara iyi geldiğini de sözlerine ekledi.Çırak Krizinin Arkasındaki Toplumsal Değişim
Geleneksel bakırcılık sanatının önündeki en büyük engellerden birinin kalaycı ve çırak yetişmemesi olduğunu söyleyen Osman Unutmaz, Türkiye genelinde artık parmakla sayılacak kadar az kalaycının kaldığını ve mevcut ustaların da oldukça yaşlandığını belirtti. Günümüz gençlerinin el sanatlarına ve bedeni güç gerektiren mesleklere meyil etmediğini, herkesin masa başı ve rahat işlerin peşinde koştuğunu ifade eden emektar usta, geçmişteki eğitim ve zanaat yapısını şu sözlerle özetledi:
"Eskiden ilkokul 5’ten çıkan çocuklardan kafası çalışanlar okur, memur olurdu. Okumaya kapasitesi yetmeyenler sanata yönelirdi; sanatı da beceremeyen köye gider, babasının davarını güderdi. Böylece hem sanayici çırak bulurdu hem de köylü çobansız kalmazdı. Şimdi ise bu denge tamamen kayboldu."
Geçmişte bakırcılık ve kalaycılık gibi tozlu, topraklı ve zahmetli mesleklerin zorluğundan dolayı Osmanlı toplumunda gayrimüslimlerin, özellikle de Ermenilerin bu zanaatlara yöneldiğini anlatan Unutmaz, bu durumun tarihi boyutuna da ışık tuttu. Osmanlı’nın daha çok devlet yönetimi ve askeri alanlara odaklandığını, ticaret ve zanaatın ise Ermeni ve Yahudi vatandaşlar eliyle yürütüldüğünü belirten usta, bu toplulukların geçmişteki zenginliğinin kaynağının tamamen zanaat olduğunu vurguladı. İstanbul’daki eski ustasından duyduğu anıları aktaran Unutmaz, eskiden bir ustanın günde ürettiği dört tencereden elde ettiği kazançla hem yeni ham maddesini alabildiğini hem de artan parayla her gün bir Reşat altını biriktirebildiğini, günümüz şartlarında bunun günlük 45-50 bin liralık muazzam bir kazanca tekabül ettiğini söyledi."Kültür Bakanlığı ve KOSGEB Bu Çığlığı Duymalı"
Tokat’ta şu an itibarıyla bakırcılığın adeta can çekiştiğini ve kendisinin kentteki en genç usta olarak 63 yaşında olduğunu belirten Osman Unutmaz, kendilerinden sonra bu mesleği sürdürecek bir neslin kalmadığını hüzünle dile getirdi. Türkiye’nin 81 vilayetinde bir dönem canlı olan bu ata mesleğinin artık on ilde bile hakkıyla yapılamadığını vurgulayan usta, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın acilen devreye girmesi gerektiğini söyledi. Bu kadim sanatın yok olmaması için üniversitelerde ve halk eğitim merkezlerinde ders olarak okutulması, mesleğin modernleştirilerek genç kuşaklara sevdirilmesi gerektiğini savundu.
Üretimi her şeye rağmen sürdürmeye çalıştıklarını ancak makineleşme ve ham madde bütçesi konusunda ciddi sermaye sıkıntıları yaşadıklarını belirten Unutmaz, devlet desteklerinin zanaatkarların gerçek ihtiyaçlarına cevap vermediğini iddia etti. KOSGEB gibi kurumlara başvurduklarında önlerine bürokratik engeller ve imkansız şartlar konulduğunu anlatan usta, "Ben el sanatıyla uğraşan bir sanatkarım. Benim örsüm, çekicim en fazla 200 bin lira tutar; bana makine desteği değil, bakır, kalay ve sarı döküm alabilecek canlı ham madde sermayesi lazım. Devlet bize para vermesin, ihtiyacımız olan bakırı kendi alsın bize teslim etsin, başımıza da kontrol edecek memurunu koysun. Biz üretip satalım, parasını da devlete geri ödeyelim. Önce üret, sonra destek verelim mantığı yanlış; zaten o gücüm olsa devlete ihtiyacım kalmaz." diyerek sitemini dile getirdi.“Yeraltı Çarşısı’nın Albenisi Azaldı, Esnaf Sahipsiz Kaldı”
Müşteri profiline ve satışlara da değinen Osman Unutmaz, bakır fiyatlarının yüksek olmasında devletin uyguladığı yüzde 20’lik KDV oranının büyük payı olduğunu söyledi. Bu yüksek verginin fiyatları doğrudan artırdığını ve hem esnafı hem de müşteriyi zor durumda bıraktığını ifade eden usta, KDV’nin yüzde 8’e düşürülmesi halinde fiyatların anında yüzde 15 civarında ucuzlayacağını ve piyasada ciddi bir rahatlama yaşanacağını belirtti. Günümüzde bakırı genellikle eski kültürleri bilen, anne babasından bakır kap görmüş orta ve ileri yaş grubunun tercih ettiğini, yeni neslin ise bakırın sağlıksal faydalarından tamamen habersiz olduğunu sözlerine ekledi.Daha önce faaliyet gösterdikleri Taşhan’ın zamanla bir düzene oturduğunu ancak şu an bulundukları Yeraltı Çarşısı’nın adeta kaderine terk edilmiş gibi göründüğünü belirten Unutmaz, yerel yöneticilere ve siyasetçilere çağrıda bulundu. Tokat Belediye Başkanı'nın çalışmalarını beğendiklerini ve kendisini sevdiklerini dile getiren usta, tarihi Yeraltı Çarşısı’nın üstünün açık olması sebebiyle kışın aşırı soğuk, yazın ise çok sıcak olduğunu, bu yüzden insanların çarşıya inmek istemediğini söyledi. Günümüz teknolojisiyle çarşının üstünün açılır-kapanır cam sistemle kapatılabileceğini belirten Unutmaz, kış aylarında çarşıda dükkanları yalnız açıp yalnız kapattıklarını ifade etti. Çarşıya bir postane şubesinin açılacak olmasının bölgeyi biraz olsun hareketlendireceğini umut eden tecrübeli usta, kentteki milletvekillerinin hiçbirinin çarşı esnafını ziyaret edip sorunlarını dinlememesinden yakındı. Çarşının yürüyen merdivenlerinin sürekli bozulduğunu ve belediyeye yaptırmalarına rağmen yağmur ve kar suları yüzünden tekrar arızalandığını söyleyen Unutmaz, bu tarihi ticaret merkezine topyekun sahip çıkılması gerektiğini vurgulayarak konuşmasını tamamladı.



