Şarkıda “İçtim elem ırmağını, gezdim o sevda bağını, koklamadı zambağını, yandı hayat söndü emel…” der. Ve bence bu şarkıyı en güzel Gülden Karaböcek söyler.

Hayat dediğimiz hengamede kimi zaman şarkıdaki gibi karamsarlığa düşeriz. Lakin hayat işte; bir an için değişir her şey, bulutların kıyısından süzülen güneş misali açar umutlar arada. Sonrası yine aynı: Karamsarlık ve bahtiyarlıkla dönüp duran bir çark ve ortasında sıradan hayatlarımız…

Şair-düşünür İbrahim Tenekeci, “Burası dünyadır. İnsan sözünü tutamamış olandır. Yapmam diyen yapar, söylemem diyen söyler, gitmem diyen gider. Kalanlara selam olsun.” derken, bir özet yapıyor aslında: Dünya yolculuğumuzun özetini. Harcanmış, ihanete uğramış, terk edilmiş olmanın hüznüyle sınanmış ömürlerimizin tasvirini, başka hangi dizeler açıklardı ki hem?

“Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında.” diyen Kafka’yı haklı çıkarırcasına neler yaşamadık ki. Ama ciddiye aldıklarımızla yaralandık, yaraladık, çıkarlarımız için kan revan içinde kaldık. Düşene sevinen, kuyudakinin ipini kesen, ama kendini hep haklı, güçlü ve lekesiz sanan insancıklarla sınanmadık mı? Ötesinde kestiği ahkamın gölgesinde bir hiç olanlarla karşı karşıya gelmedik mi?

Sınandık ve geldik bugünlere…

Şimdi ömür yaprağından bir yıl daha düşüyor ve 2026’ya giriyoruz. Dilerim, en yakınlarımdan başlayarak insanların, “ölümlü” olduklarının idrakine varacakları bir yıl olsun 2026… Ben, hayatın bir “sonu” olduğunu unutmayan herkesin, daha vicdanlı olduğuna inanıyorum. Daha “insan” kalabildiklerine şahitlik ediyorum. Dolayısıyla kimsenin kalıcı olmayacağı bu dünyayı daha yaşanır kılmak elimizde.

Hırslarımızı bir kenara bırakarak daha çok “insan olacağımız” bir yıl olsun bu sene.

Şükrü Erbaş sıralamış ya hani: “Büyük konuşanlar/Alınlarında eğri olmayanlar/Yalnız yükseği görenler/Herkesin ortasında yürüyenler/Bütün ışıkları yananlar/Sesi menevişsizler/Güzü küçümseyenler/Gözyaşına arkasını dönenler/Kendini mutluluk bilenler/Sessizlikten korkanlar/Yalnız eşyalarına gülümseyenler/Öyküsünde öteki olmayanlar/Kederle kirlenenler/Aynası buğusuzlar/Kışa yolu düşmeyenler/Kalbi ölüm mühürlüler/Penceresi dışa açılmayanlar/Aşktan utananlar/Güzelliği kimsesizler/Dili şiddet olanlar/Gövdesi sözünden önce gelenler/Dünyaya dokunmayanlar…”

Erbaş’ın sıraladığı “kendilerini ölümsüz sanan yürüyen egolar”, sizler için diliyorum en çok bütün dileklerimi. Çünkü çok yoruldum, çünkü çok yorulduk. “Kimlerden bahsediyorsun?” diye sorarsanız, cevabım tek cümlede saklıdır: “Kendimden, senden, sizlerden bahsediyorum; dolayısıyla bu yazıyı kim okuyorsa, ona özel yazılmıştır…”

Velhasıl…

2026 hayallerimizin ete kemiğe büründüğü; dünyaya daha az önem verdiğimiz, insan haklarını, eşitliği, kardeşliği ve özgürlüğü daha gür sesle savunduğumuz, Mustafa Kemal’in mavi gözlerindeki umudu her daim yaşattığımız bir yıl olsun.

2026; ahlak, adap, edep ve kadirşinaslıkla yoğrulduğumuz, yaralarımızı sarıp sarmaladığımız, sınanmadığımız acıları kınamadığımız, aile, komşuluk ve yurttaşlık bağlarımızın kuvvetlendiği bir seneyi yaşatsın bize.

2026 devletimize güç kuvvet, milletimize huzur, dünyaya barış getirsin…