10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla “rutin” ve “klasik” ziyaretler, basmakalıp sözlerle geçiştirilen bir “kutlama” daha yaşadık. Hiçbir kutlama programına katılmadım. Çünkü gazeteciler ve gazetecilik konusundaki “bakış açısını” samimi bulmuyorum. Bu, işin kendimle ilgili kısmı. Lakin en önemli mesele, gazeteciliğin artık sadece “dijital” mecrada yapıldığına ve yapılacağına inanılan bir bakış açısının varlığı… Halbuki müteakip aralıklarla yazıyorum; bu ülkede kağıda basılı gazeteleri yok etmek, sosyal ve kültür hayatımıza vurulan en büyük darbe. Gazete tirajlarının yerlerde süründüğü ama gazete kağıdına basılan kitapların yüzbinlerce sattığı bir dünyaya evrildik. Türkiye’de bundan nasibini aldı, almaya da devam ediyor.

Kitap okumaya teşvik edilen insanların gazeteleri kağıttan okumalarının önüne setler çekiliyor. Haberin değişken, sürekli akan bir bilgi olduğunu hatırlatan bu çevreler, kağıda basılı gazetelerin “anı yakalama” konusundaki yetersizliğini(!) öne sürüyorlar. Halbuki haberleri ve köşe yazılarını “kağıda dokunarak” okumakla başlar okuma sevgisi. Gazete okumayan kitap da okuyamaz. Ve aslında kitap okuyan herkesin evlerine ve işyerlerine her gün 1 gazete almaları gerekir, “iyi bir okur” olma konusundaki iddiaları için. Bu konuyla ilgili değişik ve “olması gereken” bir bakış açısını ortaya koyan gazeteci Mehmet Çelik’in kaleme aldığı bir yazıyı geçmişte paylaşmış, kendi görüşlerimi de aktarmıştım. Kağıda basılı gazetelerin yaşaması gerektiğini savunan bir avuç gazeteci olarak, bu yılki 10 Ocak kutlamalarına baktığımda o yazının yeninden “hatırlanması” gerekiyordu. O zaman buyurun okumaya:

“Geçtiğimiz Pazar günü Milliyet Gazetesi’nden Mehmet Çelik, basılı gazetelerin kaderini ele aldığı köşesinde, ‘Wabi Sabi’ felsefesi üzerinden konuya değindi. Wabi Sabi felsefesi kısaca, hayatın her alanında sanat ve tasarımda bile kusurları olduğu gibi kabul edip, sevmeyi esas alan bir Japon felsefesi olarak biliniyor. ‘Wabi’ sadelik içerisindeki şıklık anlamını taşırken, ‘Sabi’ ise kusurlardan keyif almak anlamını taşıyor.

İşte Mehmet Çelik de yazısında, internetten gazete okumanın kâğıda basılı gazeteyi okumanın verdiği keyfi vermediğini ifade ederek, günümüzdeki matbu gazetelerin ‘wabi-sabi’ felsefesinin bir nevi temsilcileri olduğunu düşünüyor. Çelik bu düşüncesini, ‘Çünkü gazete yapı olarak temelde çok daha kişisel bir tavra sahiptir, pürüzlü bir yüzeyi vardır, muğlaktır (farklı yazarlar farklı düşünceler ileri sürebilir), daha duygusal, daha sezgilere dayalı bir dünya görüşü sunan, mütevazı, organik, sıcak, kendine özgü, yaşanan güne ait (dünkü gazeteyi arayın bulamazsınız), nesne olarak bağımsız, enerjiye gerek duymayan ve doğada çözünebilir bir nesnedir.’ diye detaylandırıyor.

Mehmet Çelik, kendisiyle ‘birebir aynı düşündüğüm’ bu konudaki görüşlerini açıklamaya şöyle devam ediyor: ‘Basılı gazetenin nesne olarak çok daha etkileyici ve samimi bir güzelliğe sahip olduğunu düşünüyorum. Gazete kâğıdını da çok seviyorum, sayfaları çevirirken hışırtı sesi bana garip bir huzur veriyor. Özellikle kültür-sanat sayfalarında, sanat eserlerinin fotoğraflarının bulunduğu yerlerde kâğıdın pürüzlü yüzeyine dokunuyorum, bir büyüteç alıp küçük renkli noktacıklara bakıyorum. Sonra baskı hataları da hoşuma gidiyor, diğer sayfada bulunan bir kelimenin hayalet gibi karşı sayfaya sızdığını görüyorum ya da bir portrenin yüzünde ters duran harflere bakıyorum, son derece ciddi bir haber birden kafası karışık görünüyor.’

Çelik, cep telefonlarından gazete okumanın verdiği ‘rahatsızlığı” ise ‘Cep telefonları duygusuzdur, aşırı gerçekçidir, hataları hoş karşıla(n)maz, doğaya zarar veren, metalik, plastik, modüler, karmaşık, son derece keskin, pürüzsüz yüzeylere sahip, soğuk, sürekli güncellenen, bakıma, korunmaya ve sürekli enerjiye ihtiyaç duyan, en önemli değerleri fonksiyonlar ve kullanılabilirlik olan nesnelerdir.’ şeklinde ifade ediyor. Bence son derece haklı tespitler bunlar.

Bugün teknoloji karşısında bir bakıma çaresiz ve ‘desteksiz’ bırakılan kâğıda basılı gazetelerin birer birer kapandığına şahit oluyoruz. En son Adana’nın Milli Mücadele günlerinde kurulan 105 yıllık gazetesi ‘Yeni Adana’ kapandı. Ekonomik realiteler, insanların bayilere gidip gazete almamaları, abone olmamaları ve kurumların yeterli desteği vermemeleri buna neden oldu, olmaya da devam ediyor. Gazetelerin yaşama haklarının ‘dijital canavar’ karşısında kalmadığı bir ortamda bir de artan maliyetlerin yükü binince, ortada ne gazete ne de gazeteci kalıyor.

İşte bu yüzden Milliyet Gazetesi yazarı Mehmet Çelik’in yazısındaki realiteler çok önemli. Hayatımızın temeline koymamız gereken ‘kusurları olduğu gibi kabul edip sevmeyi esas alan’ bir felsefeyi ‘Wabi Sabi’yi anlamalı ve içselleştirmeli insanlarımız. Bu doğrultuda yaşarken, hayatın dallanıp budaklanarak güzelleştiğine tanık olmak ve kâğıda basılı gazetelerin de eski güzel günlerine dönmesini sağlamak gerekiyor. Nasıl ki kitap okumayı teşvik eden kampanyalar düzenleniyor, insanların basılı gazete okumaları için de özendirici kampanyalar yapılmalı.

İmkânsız değil bu. Hatta en büyük ihtiyaç.

Sağa sola para saçan, insana hiçbir şey katmayan şarkıcıları destekleyen ve ‘itibardan tasarruf olmaz’ diyen ‘büyüklerimizin’ dikkatine sunarız…” (Hüseyin Alpay, “KÂĞIDA BASILI GAZETELERE SAHİP ÇIKALIM”, 9 Ağustos 2023)