Salih Ertaçoğlu yazdı: “Tasarruf edilecekse deveyi hamuduyla götüren kalemler kaldırılmalıdır.”

Bu güzel ülkede asgari ücret, emekli aylıkları, memur aylıkları, işçi sözleşmeleri, sendikaya üye olma konuları tartışılıyor.

Çalışan memurla emekli olan memur arasındaki maaş farkı gittikçe açılıyor. Çalışırken 100 TL alan, emekli olunca 30-35 TL alabiliyor. Emekli olunca bazı ihtiyaçlarını karşılayamayacaksın. Az yiyip içeceksin, giyinmeyeceksin. Yani emekli olunca mahrumiyete mahkumsun. Tamam, çalışanın maaşı fazla olmalı ama yaşamı kısıtlayacak fark olmamalıdır. Gelen yabancı turist emeklileri ile bir mukayese şarttır.

Asgari ücret, çalışan işçilere dayatılan ölmeyesi geçinmedir. Çeşitli nedenlerle ülkemize gelmiş mülteci konumundaki kişiler merdiven altlarında, belirli şirketlerde asgari ücretin de yarısından az ücretli çalıştırılmalarına, hiçbir kayda da tabi olmadıkları gerçeği ortadadır. İşveren geçinenler tabii ki bu asgari ücreti de çok bulacaklar. Bir de bunlar T.C. vatandaşı yapılabilmişse vay işçimizin haline, geleceğine!

İşveren işçilerinin sendikalı olmasını istemiyor. Yarı ücretle çalışan yabancılar olduğu için. Emeklilerin çok uzun yaşadığını bile düşünenlere yazıklar olsun.

Gerek devlet memurluğuyla, gerekse iş yasalarına göre çalışanlar için kökten yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Emekliye gelince olmadık gerçek dışı beyanlar da yapılıyor.

Bugün TBMM’de 600 milletvekilimiz var. Bunlardan 490 civarındaki vekilimiz, vekillik dışında bir de vekillikten emekli maaşını alıyor. Bugünkü rakamlarla aylıkları 400 bin TL’yi geçmekte.

Yap, işlet, devret sistemiyle gerçekleştirilen yatırımların harcamaların hesabı sorulamamaktadır. İhaleler döviz bazlı olup ihtilaf halinde İngiltere mahkemeleri neden yetkili kılınır? Döviz bazlı ihaleler devletimize, milletimize büyük maliyetler getiriyor.

Kur korumalı mevduat uygulamasıyla milyarlarca dolar, parası olanın hesabına geçmiş, cezasını millet ödemektedir. Bu zarara sebep olanlardan hesabını soran da yoktur.

Kamu ihale yasasına göre şeffaf rekabeti öngören sistemler yerine, acil konular için getirilmiş 21/b fıkrasıyla ihaleler tanıdıklara, yandaşlara verilebiliyorsa, bu milletin hakkına alenen tecavüzdür.

Şehir hastaneleri için devletimiz 2025 yılında 111 milyar ödemiştir. Bu rakam 2026 için 136 milyar TL’dir. Bu paralarla müteahhitlere para aktarılacağına, devlet hastaneleri devreye sokulmalı, zarardan dönülmelidir.

Bugün gelinen noktada vatandaşın borcu 550 milyar dolar olmuştur. Bankalar kesenin ağzını açmış, sanki bağış yapıyor gibi krediler sunmaya devam etmekteler. Sonu çok tehlikeli bir gidiştir.

Tasarruf edilecekse deveyi hamuduyla götüren kalemler kaldırılmalıdır.

Sevgi ve saygılarımla.