Gazeteci-Yazar Oktay Ekşi, 17 Ekim 2002’de Hürriyet’te yayımladığı köşe yazısında üzerinde fırtınalar kopartılan 57. Hükümet ile ilgili çarpıcı analizler yapmıştı. Ekşi yazısında, “DSP'nin, MHP'nin ve ANAP'ın kıymetini ne basınımız bildi ne iş dünyamız ne de sokaktaki insanımız...” derken gerçekten bir “hak teslimi” yapıyor ve vicdani bir sorumluluğun gereğini yerine getiriyordu.

Oktay Ekşi üstadın yazısını hatırlatmak istiyorum:

“Artık önünde sadece sayılı günler kalan 57'nci hükümete karşı itiraf edelim ki, bir eziklik içindeyiz. Çok doğru ve çok önemli işler yaptılar. Bildikleri doğrudan sapmamak için her türlü baskıya başarıyla direndiler. Türkiye'yi Arjantin’deki gibi dükkânların yağmalandığı bir ülke olmaktan kurtardılar. Ama bu hükümeti oluşturan üç partinin (DSP'nin, MHP'nin ve ANAP'ın) kıymetini ne basınımız bildi ne iş dünyamız ne de sokaktaki insanımız...

Tam tersine, yıkılması için bazı kişi ve çevreler hem içinden hem de dışından var güçleriyle çalıştılar. Birkaç yıl sonra şükranla anacağımız bu hükümetin bir de önemli kusuru oldu: Yaptıklarını anlatma, başarılarıyla kamuoyunu yanlarına alma becerisini hiç gösteremedi. Nitekim örneğin enflasyon bir puan inince bu hükümetin iki puan kazanması gerekirken en az iki-üç puan kaybetti. Çünkü halk, düşen enflasyonun ekonomiye ve kamu maliyesine sağladığı avantajlara değil, o sırada işinden olup olmadığına baktı. İşsiz kalmasının asıl nedeninin eski hovarda hükümetlerin kusuru olduğunu görmedi.

İşte bu gerçekleri bir şekilde yazmayı düşünüyor ama fırsat bulamıyorduk. Avrupa Birliği Komisyonu'nun 9 Ekim 2002 tarihli İlerleme Raporu'na biz, bir de o gözle yani ‘bu hükümetin uygulamalarına yabancılar ne demiş?’ diyerek baktık. Sizin bildiğiniz gerçekleri bir de onların ağzından aktarıyoruz: Bu hükümet döneminde Anayasa, demokratikleşme yönünde tarihimizin en önemli değişikliğini yaşadı. Buna dayanarak ifade özgürlüğünü, dernek kurma, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma özgürlüklerini genişleten yasalar çıktı. Ama sanki belediye hizmetleri ile ilgili bir tüzük değişikliği yapılmış gibi kimse farkına bile varmadı. Rüşvete ve her türlü yolsuzluğa karşı yıllardır ilk defa ciddiyetle mücadele eden hükümet bu idi.

Enflasyonu indirdi. Ölüm döşeğindeki ekonomiyi ayağa kalkabilecek kadar tedavi etti. (…) İnsan hakları konusundaki kötü sicilimizi düzeltecek adımlar attı. İşkenceyle ilgili cezaları ağırlaştırdı. Medeni Kanun’u değiştirdi. Kadın erkek eşitliği konusunda reform yaptı. İdam cezasını kaldırdı. Gözaltı süresini kısalttı. İnfaz hukukunda ve uygulamasında büyük reform gerçekleştirdi. Ekonomik hayatımızı düzenlemek için Avrupa Birliği standartlarına uygun yasalar çıkardı. Anadilde yayın yapma hakkını tanıdı. Milli Güvenlik Kurulu'nun ‘sivil üye’ sayısını artırdı. Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne üye yapacak en önemli adımları attı. Tarihe çok iyi bir sicil bıraktı. Ama şaşkınca bir inat yüzünden seçime sürüklendi. Kendine yazık etti…” (Oktay Ekşi, 17 Ekim 2002, Hürriyet.)

Mustafa Bülent Ecevit’in Başbakanlığında, Dr. Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz’ın koalisyon ortaklığında çok güzel işler yapan 57. Hükümet, tarihe geçen kalıcı izler bırakarak Oktay Ekşi’nin naif ifadesiyle seçimlere daha 1,5 yıl varken “şaşkınca bir inat yüzünden seçime sürüklenerek” adeta siyasi intihar gerçekleştirdi. Öyle ki yapılan tüm güzel işlerin meyveleri daha yeni yeni alınıyor ve halk da bu refahı hissetmeye başlıyordu.

Türk siyasi hayatının belki de en başarılı ve bir o kadar da hazin öyküsü olan başka bir hükümeti yoktur sanırım. Tarihe not düşmek adına objektif davranarak bunları hatırlatmak da bizim görevimiz elbette…