Sendika binasında gerçekleşen toplantıda konuşan Eğitim Bir-Sen Tokat 1 No'lu Şube Başkan Başkancısı ve Kadın Komisyonu Başkanı Ayşe Köprülü, araştırmanın detaylarını paylaşarak eğitim sektöründe çalışan kadınların karşılaştığı zorluklara dikkat çekti. Eğitim Bir-Sen Tokat 1 No'lu Şube Kadın Komisyonu üyeleri Hacer Yetkin, İlknur Şahin ve Hacer Ezgi Tapar da toplantıda hazır bulundu.
“ANNE Mİ OLMALIYIM, ÇALIŞAN MI?” İKİLEMİ KABUL EDİLEMEZ
Kadınların çalışma hayatında kalabilmek için anneliği ertelemek ya da vazgeçmek zorunda kaldığını belirten Köprülü, “Türkiye, uzun süredir sessiz ama derin bir demografik dönüşümün içindedir. Nüfusumuz yaşlanmakta, doğurganlık oranları düşmekte ve genç nüfusumuz azalmaktadır. Bu tabloyu yalnızca istatistiksel bir veri olarak değil, çalışma hayatının doğal bir sonucu olarak okumak zorundayız. “Anne mi olmalıyım, çalışan mı?” ikilemi kabul edilemez. İnsanlığın devamı için zorunlu olan aile kurumu ile bireyin hayatını idame ettirmesi için gerekli olan çalışma hayatını birbirinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Bugün eğitim ve sağlık gibi kritik alanlarda kadın çalışan oranı yüzde 60’ı aşmış durumdadır. Ancak kadınlar, çalışma hayatında kalabilmek için anneliği ertelemek, hatta kimi zaman bu duygudan tamamen vazgeçmek zorunda bırakılmaktadır. Bu durum bir tercih değil, yapısal bir zorunluluk haline gelmiştir. Kadınların kariyer ve aile arasında bir ikileme mahkûm edilmesi asla kabul edilemez.” Dedi.
15 BİN KADIN ÇALIŞANIN ORTAK SÖZÜ: “MEVCUT HAKLAR YETERSİZ”
Köprülü, “Türkiye’nin 81 ilinde; öğretmeninden akademisyenine, idari personelinden yöneticisine kadar 15 bin 444 kadın eğitim çalışanının katılımıyla gerçekleştirdiğimiz bu saha araştırması, sorunların bireysel değil, yapısal olduğunu açıkça ortaya koymuştur.” İfadelerini kullandı.
ARAŞTIRMA SONUÇLARI AÇIKLANDI
Araştırmanın sonuçlarını paylaşan Köprülü, “Katılımcıların yüzde 97’si mevcut doğum izni süresini yetersiz bulmaktadır. Yüzde 90’lık büyük bir çoğunluk, doğum öncesi 8 hafta ve doğum sonrası 52 hafta olmak üzere toplam 60 haftalık bir izin talep etmektedir. Katılımcıların yüzde 70’inden fazlası, doğum izni sonrası işe dönüş sürecinde yeterli destek görmediğini ifade etmektedir. Kadınlar, doğumun fiziksel ve psikolojik etkileri henüz devam ederken, herhangi bir esneklik sağlanmadan aynı iş yüküyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Kadınların yüzde 92’si yarı zamanlı çalışmanın kapsamının genişletilmesini, yüzde 96’sı ise bu süreçte özlük, sosyal ve emeklilik haklarının eksiksiz korunmasını talep etmektedir.” Dedi.
Kadınların hem çalışmak hem de anne olmak istediğini belirten Köprülü, “Bu sonuçlar, politika yapıcılar açısından yalnızca bir talep değil, sahadan gelen güçlü bir uyarı niteliğindedir. Analık hakları güçlendirilmeden ne doğurganlığın artması ne de istihdamın sürdürülebilirliği mümkündür. Bu çerçevede çözüm önerilerimiz şunlardır: Mevcut 16 haftalık analık izin süresi, anne ve bebek sağlığı ile aile bütünlüğü gözetilerek 60 haftaya çıkarılmalıdır. Bakım sorumluluğunun adil paylaşımı için babalık izin süreleri artırılmalıdır. Kadın kamu görevlileri için haftalık çalışma süresi 32 saate düşürülmeli, çocuk sayısına göre kademeli düzenlemeler hayata geçirilmelidir. Gelir kaybına yol açmayan, kariyer yolunu kapatmayan ve emeklilik haklarını zedelemeyen güvenceli esnek çalışma modelleri ivedilikle uygulanmalıdır. Sonuç olarak; annelik, çalışma hayatında ödenmesi gereken bir bedel değil, toplumsal bir değerdir. Bu değeri korumak ve güçlendirmek devletin ve toplumun ortak sorumluluğudur. Kadınlar çalışmak istiyor, kadınlar anne olmak istiyor. Devletin görevi, bu iki onurlu rolün bir arada ve güven içinde yürütülebileceği zemini oluşturmaktır. Eğitim-Bir-Sen olarak, kadın kamu görevlilerinin sesi olmaya ve bu haklı taleplerin takipçisi olmaya kararlılıkla devam edeceğiz.” İfadeleriyle açıklamasını tamamladı.



