Gazetecilerin mesleklerini yapmadıklarını, yapamadıklarını ya da yeteri kadar sorunları gündeme getirmedikleri söylenir. Özellikle son günlerde yanımda gerçekleşen “Siz nasıl gazetecisiniz?” hadsizliğiyle başlayan muhabbetleri anında kesiyorum. Çünkü ben hiç kimseye “Sen nasıl bakkalsın, manavsın, nalbursun, lokantacısın, pastacısın, benzinlikçisin, otobüsçüsün v.s.” demiyorum.
Meslekler üzerinden insanları itibarsızlaştırmak densizliğine düşenleri de uyarıyorum. Gazeteci, toplumsal meseleleri kamu yararı gözeterek dile getiren bir mesleğin temsilcisidir, dolayısıyla meslektaşlarımın bu önemli görevi ifa ederken karşılaştıkları zorlukları bilememek de eleştirenlerin ayıbıdır. Zaten neredeyse herkes gazeteci oldu; eline telefonu alan gazetecilere ayar veriyor, gazetecinin “yediği ekmeğin” hikayesini araştırıyor. Oysa asıl hikayenin bu toplumun genlerinin bozulmasından kaynaklandığını kimse bilmiyor. Sanki gazeteci tek günah keçisi, diğer herkes Şah-ı Merdan. Gazetecilik tek suçlu, kalan bütün meslekler dünyanın en iyisi.
Doğrusu olmayan denklemler bütünü anlayacağınız. Mesela geçtiğimiz gün hatırı sayılır bir ağabeyimiz (kendisinin belediye ile ilgili olumsuz kanaatlerinden dolayı) gazetecilerin belediye haberlerinde “gerçekleri yazmadığını” söyledi. “Sen söyle ben yazayım, ağabeyimiz bunlardan şikayetçi diye belirteyim” dedim, “Olmaz!” dedi: “Sen yazacaksın, benim adımı kullanmadan, çünkü senin görevin bu!”
Meali, “Sıkıyor adımı yazman” olarak okunabilir. O zaman, bu hadsizlik niye? Yine söylüyorum: Kimin Tokat Belediyesi ve Başkan Mehmet Kemal Yazıcıoğlu ile haklı, makul ve meşru bir eleştirisi varsa, gelsin röportaj yapalım. Dinleyelim, ağzınızdan yazalım, gündeme getirelim; sorunların ve çözümlerin de takipçisi olalım. Ama siz konuşacaksınız; iddialarınızı, isteklerinizi, eleştirilerinizi kendi ağzınızdan söyleyeceksiniz, bizler de yazıp yayımlayacağız. Yargıyı ilgilendiren bir konu da varsa, elinizdeki belge ve bilgilerle yine siz gidip suç duyurusunda bulunacaksınız.
Belediyenin yaptıklarını görmezden gelmek, Başkan Mehmet Kemal Yazıcıoğlu’nun çabalarını yok saymak, gecesini gündüzünü Tokat’a adayan bir Başkanlık örneği sergileyen kişiliğine gölge düşürmeyi istemek, iyi niyetle açıklanamaz. Kışla Mahallesi’nden Karşıyaka’ya, Geyras’dan, Gezirlik’e; semt semt, mahalle mahalle, ilmek ilmek örülen bir hizmetler bütününü, emeği, alın terini, mücadeleyi, oluşturulmak istenen karanlık algılara rağmen inatla sürdüren Yazıcıoğlu’nu eleştirmek, elbette kolaydır. Lakin bunu yapanlara, “Bu kolaycılığa kaçmak şehre ne kazandırır?” diye sormak lazım.
Yılların birikmiş sorunlarını; yol yapımından, asfalta, alt yapıdan üst yapıya, kentsel dönüşümden yeşil alanlara, hemen her konuda çözme iradesini gösteren bir anlayıştan bahsediyoruz. Sadece rutin belediyecilik hizmetleriyle yetinmeden; özel bireylerin, bakıma muhtaç yaşlıların ve tüm sosyal meselelerin neredeyse tamamına yetişmeye çalışan Yazıcıoğlu için, var olan önyargılardan dolayı belki teşekkür edemeyebilirsiniz, ama hakkını teslim etmelisiniz. Bu “hakkı” gazeteci de teslim etmeli, diğer tüm mesleklere sahip yurttaşlar da.
Yani mesele “Belediyeyi eleştirmemek” değil. Mesele, “adam olmak”. Kaçak güreşmemek, adil olmak, yalan söylememek, iftira atmamak, adaletli davranmak. Velhasıl, Yazıcıoğlu Tokat’ın bütün sorunlarını sırtlanmış yürümeye çalışırken, çabalarken, ter dökerken, Allah’tan korkup kuldan utanmak gerektiğini, herkesin hatırlatması lazım; “Ya hayır söyle ya sus” öğüdünü de unutmadan…