Herkes bir yerlerde idareci olabilir; gücü, kapasitesi ve karakteri ölçeğinde de çalışır.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” buyruğuna uyanların olduğu gibi, kendi ikballeri için milletin istikbalini düşünmeyenler de çıkabilir.

Herkes bir yerlerde idareci olur ama herkes “devlet adamı” olamaz. “Devlet adamı” olmanın ilk şartı “millet gibi” yaşamak, düşünmek ve gayret etmektir. Milletin cefasını bilmeyen nasıl devlet adamı olur hem?

Mesela yüzde 92 engelli Atilla’nın oturduğu apartmanın küçük bahçesine “basket potası” isteği, devasa memleket meselelerinin içerisinde gündeme bile alınamazdı normalde. Alınsa da sıra ona gelene kadar aylar, yıllar geçerdi. Ama ne oldu, Atilla’nın isteği Tokat Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu’na ulaşır ulaşmaz basket potası Atila’nın oturduğu apartmanın bahçesine yerleştirildi…

Milletin cefasını kendi cefası sayıp yollara düşmek, özel çocuklara sahip ailelerin sıkıntılarını anlamak, derdi olanın çaresinin bir parçası olmak ya da kısaca, “halden anlamak” bir maharet işidir. Bir de üstelik bunu bir Belediye Reisi yapıyorsa, işte orada devlet adamlığı vardır. Yazıcıoğlu’nun kendine yaşam felsefesi yaptığı çalışkanlıkla örülü devlet adamlığı kimliği, hemen her meselede fark ediliyor sonuçta.

Winston Churchill’in “Siyasetçi sonraki seçimi düşünür, devlet adamı ise sonraki nesli” sözünde hayat bulan ana fikir, Tokat örneğinde simgeleşiyor. Yazıcıoğlu’nun göreve geldiği günden bu yana hiçbir zaman “bir sonraki seçim” diye bir sözünü duymadık. “İkinci dönemimde” diye başlayan bir cümle de kurmadı hiç. Ama o Tokatlının kendisine büyük bir itimat ve inançla verdiği emaneti, layıkıyla yapmanın ciddiyetiyle görev yapmayı daha uygun görüyor kendine. Elbette genç yaşta yakaladığı büyük başarılar siyasette kendisini daha iyi yerlere taşıyacaktır, ama Yazıcıoğlu çoğu kimsede olmayan bir itidal ve sakinlikle sadece işine odaklanmayı tercih ediyor. İşte biz buna da “devlet adamlığı” diyoruz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Devlet adamının vasıflarının başında vatan ve millet aşkı gelir” ifadesindeki realite, yine Tokat’ın yaşadığı değişimin ön sözü olabilecek bir cümledir. Öyle olmasa şehri Cumhuriyet tarihiyle buluşturmak Yazıcıoğlu’na nasip olmazdı…

Tarihi Osmanlı’dan, kültürü Selçuklu’dan ibaret sayanlardan sonra Cumhuriyet’in faziletlerini Osmanlı ve Selçuklu ile bütünleştirerek, tarihimizi ve kültürel değerlerimizi milli bir perspektif ile kentin ufkuna seren Kemal Bey, gerçekten esaslı bir adım attı bu mevzuda da.

Atilla’ya basket potası armağan eden Kemal Yazıcıoğlu’ndan devlet adamı kimliğini hakkıyla taşıyan Başkanlık portresine evrilmemizin bir nedeni var: Bazı makamlar vardır sadece ceket iliklenir, ama o makamlardaki bazı insanlar karşısında ise gıptayla bakılır.

Belediyeciliğin ya da devletin soğuk bir mühürden ibaret olmadığını, aslında sıcacık bir vicdan olduğunu bizlere öğreten isimler, bugünün ve geleceğin de teminatıdırlar. İşte bu algı, anlayış ve perspektifle hiçbir karalamanın işe yaramadığı görülerek, memleketin, milletin faydasına risk alarak yoluna devam eden her bir idarecinin, tarihin şahitliğinde ve Allah huzurunda duacısı olmak da milletin en tabi hakkıdır.