Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu, Tokat Kent Konseyi Genel Kurul toplantısında gündeme damga vuran sözler söyledi… Bu şehrin bugüne kadar yaşadığı talihsizliklerin kökeninde yer alan ve ‘tek iyi çalışan’ mekanizması “dedikodu”nun Tokat’a kaybettirdiklerine dair mesajlar verdi. Gelinen noktada böylesine bir özeleştirinin Başkan Bey tarafından yapılması son derece önemliydi. Herkesin ağzından düşürmediği, ama bu uğurda kimsenin kılını kıpırdatmadığı “birlik ve beraberlik” duygusunun eksikliğinden, bitmeyen dedikodulardan ve kişisel husumetlerin mütemadiyen düşmanlıklara dönüştüğü bir ortamda sarf edilen bu sözler, gerçekten altı çizilecek cümlelerden oluştu.
Peki, ne dedi Yazıcıoğlu? İşte o açıklamaları:
“Birlik ve beraberlik olmadan hiçbir şey olmaz; bu işin partisi de sağı da solu da olmaz. Ortak noktalarda ve hedeflerde beraber hareket edemediğimiz müddetçe burası kardeşlik ve hoşgörü şehri olmaz. (…) O kötü, bu kötü, şu kötü…. Kim, kime göre iyi ya da kötü? Kim, kime göre başarılı kime göre başarısız? Artık bunların bitme zamanı geldi… Artık bu devri kapatma zamanı geldi… Eğer Tokat’ın gelişmesini, büyümesini, tanıtılmasını hepiniz istiyorsanız dedikoduyu bırakma zamanı geldi… Birbirimizi yererek, arkamızdan atıp tutarak hiçbir yere varamayacağımız ortada. Bu dünya gelip geçecek, çıkacaksınız huzura, hepimize soracaklar, ‘ne yaptın?’ diye. O zaman ne diyeceğiz bakalım? ‘E biz kendi aramızda uğraştık; devamlı münafıklık yaptık, ona buna laf söyledik, iftiralar attık, sosyal medyalardan yazılar yazdık, oraya buraya fırlattık… Ee?.. Böyle mi kalacak, bunun bir adaleti olacak… Bu dünyada olmasa da mahşerde muhakkak ki olacak. O zaman, kardeşlik ve hoşgörü şehri anlayışına göre hareket edeceğiz, Tokat için güzel şeyler yapacağız. (…) Kardeşlik ve hoşgörü şehri denmiş, biz üç kişi bir araya gelip bir sorunu çözemiyoruz. Bu sorunları çözmek için artık birbirimizle uğraşmaktan vazgeçeceğiz. Hep beraber hareket edeceğiz. Ben, şehrül-emin olarak ne sağcısı ne solcusu ne Alevi’si ne Sünni’si; ben devlet adamıyım kardeşim, bundan sonra da böyle bir irade sergileyeceğim, Kent Konseyi’nden de beklentim bu yönde. Doğruyu bilerek yanlış yoldan gidenlerin de vay haline, diyecek bir şeyim yok…”
Şimdi bu sözler üzerinde uzun uzun düşünmek, verilen mesajı iyi okumak lazım. Yazıcıoğlu’nun bunaldığını, tahammül barometresinin zirveye ulaştığını anlamak için kahin olmaya gerek yok. İşte her şey ortada. Başkanı bu denli zorlamak kime fayda getirir ki? Şehrin yıllar sonra ülke çapında popülaritesinin arttığı, belediyeciliğin ‘üretken belediyecilik’ kavramıyla bütün toplum kesimlerinin sorunlarını çözme iradesi gösterdiği bir zaman diliminde, kaostan ve dedikodudan beslenerek tüm bu olumlu yansımaları gölgeleme çabası Tokat’ı ziyana uğratır. Yani Tokat kaybeder. Tokat kaybederse, kazananın bir önemi olur mu?
7 Mayıs 2024’te yayımlanan köşe yazımda, “Bu şehir değişmez. Bu şehir değişmeyecek. Üzgünüm. Dedikodu, üçkâğıt, gıybet ve suizanla geçen ömürler ya Erenler’de ya Ali Mezarlığı’nda ya da Şehri Şirvani’de sona erecekken, kimse o toprağın altına gireceğini hiç düşünmüyor. Maşallah herkes ölümsüz. Çok iyi, has, düzgün, dürüst insanlarla dolu etrafımız, bir tek dedikodusu yapılanlar kötü ve berbat. (…) ‘Gazi Osman Paşa Tokat’ta kalıp burada yaşasaydı çavuş olarak kalırdı’ sözünü doğrularcasına her gün yeni şeylerle karşılaşıyoruz. Esnaf esnaflığını bilmiyor, amir yerini ve ağırlığını, yurttaşı ne konuşacağını… Hal böyleyken bir de herkesin kendini “dürüstlük abidesi” olarak sunması var ya… Allah’ım affet! Kuşlar böcekler, vatan-millet-Sakarya, Sulusokak, Kışla Bağları, Karşıyaka, Kazova, kiraz, erik, şeftali, elma; tamam, güzel, evet… Ama bir de böyle bir gerçeğimiz var bizim. (…) Bu şehir ‘doğru’ kavramını ‘fayda’ üzerinden tanımladığı sürece yerinde saymaya mahkûmdur. Bu şehirde yaşayanlar kişisel çıkarlarını toplumsal doğruların üzerinde gördüğü sürece kaybedecektir. Bu kent, al takke ver külah anlayışıyla birbirinin dedikodusunu yapmaya devam ettiği sürece ziyanda olacaktır.” diye yazmıştım.
Kemal Bey’in konuşması bu yazımı hatırlattı bana. Hasılı, memleketin dedikodu çarkını durdurmadan yol alması mümkün değil. Bu net tespiti en son Başkan Mehmet Kemal Yazıcıoğlu yaptı. Üstelik bunu herkesin yüzüne karşı söyledi, öyle gizli saklı değil. Tam ‘Yazıcıoğlu ekolü’ tarzında net, sarih ve akıcı cümlelerle. Geriye ne kaldı söylenmeyen? “Kardeşlik ve hoşgörü şehri nasıl olur?” sorusuna verilecek başka hangi yanıt var?
Başkan Mehmet Kemal Yazıcıoğlu’nun “Doğruyu bilerek yanlış yoldan gidenlerin de vay haline” mesajı, doğru okunabilecek mi bakalım. Ya da herkes mesajı aldıysa, geleceğe dair umut edebilir miyiz artık?..