Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Serdar Çalışkan yazdı: “Kamu kaynaklarını korumak bir lütuf değil, açık bir görevdir.”
Toplumsal yaşamın en hassas dengelerinden biri, yönetenler ile yönetilenler arasındaki güven bağıdır. Bu güveni tesis eden, ayakta tutan ve zedelendiğinde de un ufak eden en temel unsur ise hiç şüphesiz kamu kaynaklarının, yani "beytülmalın" nasıl idare edildiğidir.
Kamu malı, bir tek ferdin değil, 85 milyonun ortak varlığıdır. Bu topraklarda doğmuş, henüz alacağı nefesten habersiz beşik bebeklerinin; tarlasından çapa yapan çiftçinin, alın teriyle evine ekmek götüren işçinin ve en önemlisi gözü yaşlı yetimin, kimsesiz öksüzün hakkı vardır o kaynakta. Hal böyleyken kamu imkânlarını fütursuzca harcamak, israfı bir prestij aracı gibi görmek veya "nasıl olsa devletin malı" kolaycılığıyla tasarrufta bulunmak, sadece mali bir disiplinsizlik değil, derin bir vicdan yarasıdır.
Tarihimiz ve inanç değerlerimiz, kamu yöneticilerine bu konuda son derece net ve tavizsiz ilkeler yükler. Karanlıkta kendi mumunu söndürüp devletin mumunu yakan irade, devlet kasasını kendi cebinden daha titiz koruyan o muazzam sorumluluk duygusudur. Yetimin, öksüzün ve yoksulun hakkı, doğrudan doğruya kamu kaynağının doğru, yerinde ve adil kullanılmasına bağlıdır. Çünkü fütursuzca harcanan her kuruş, öksüzün alamadığı bir eğitim imkânı, yetimin ulaşamadığı bir destek, garibanın mutfağına giremeyen bir aştır.
Yöneticilik; bir makam, mevki veya ayrıcalık alanı değil; ağır bir vebal ve emanet yüküdür. Temsil makamındaki her bir yöneticinin, attığı her imzada, planladığı her harcamada ve yönettiği her bütçede şu soruyu kendine sorması gerekir: "Bu harcama gerçekten elzem mi, yoksa tüyü bitmemiş yetimin hakkına bir helal getirecek mi?"
Lüks, şatafat, gereksiz harcamalar ve verimsiz projeler kamu bütçesine yüklendiğinde, bedelini toplumun en kırılgan kesimleri öder. Kamu yetkisini elinde tutanların, harcadıkları her kuruşun hesabını hem bu dünyada kamuoyuna hem de vicdanlarında ilahi adalete verecekleri bilinciyle hareket etmeleri hayati bir zorunluluktur.
Sonuç olarak; kamu kaynaklarını korumak bir lütuf değil, açık bir görevdir. Yöneticilerin, yetim ve öksüzün hakkını merkeze alan bir tasarruf, şeffaflık ve liyakat anlayışını her kademede hâkim kılmaları, hem toplumsal barışın hem de vicdani huzurun yegâne garantisidir.