İncil’deki bu öyküyü bilmeyenimiz yoktur: Zina yaparken yakalanan bir kadın İsa’nın huzuruna getirilir ve onun taşlanarak öldürülmesi istenir. İsa bunun üzerine, “Aranızda günahsız olan, ona ilk taşı atsın!” der. (Yuhanna İncili, 8. bölüm, ‘zinada yakalanan kadın’.) Bunun üzerine hiç kimse eline taşı alamaz ve dolayısıyla kadını yargılayamazlar, İsa da kadını affederek gönderir.

Yine bambaşka bir hikâyede bir zamanlar Çin'deki bir adamın armut çalması işlenir. Öyküdeki adam bir gün o kadar aç ve bitkin düşmüş ki dayanamayıp bir armut çalmış. Adamı yakalayıp cezalandırılmak üzere İmparatorun karşısına çıkarmışlar. Hırsız, imparatoru görünce, “Değerli efendim, çok açtım, dayanamadım çaldım ve yedim. Beni affetmeniz için yalvarıyorum. Eğer beni af edersiniz size paha biçilemez bir armağanım olacak.” demiş. İmparator dudak bükerek, “Senin gibi birinde paha biçilemez ne olabilir ki?” diye söylenmiş.

Hırsız, avucunun içindeki armut çekirdeğini uzatıp, “Bu çekirdeği ekerseniz bir gün içinde altın meyveler veren bir ağacın yeşerdiğini göreceksiniz..." deyince, İmparator kahkaha atarak, “Ek o zaman, altın meyveleri görünce affederim seni...” yanıtını vermiş. Yoksul adam, “Haşmetlim bu tohumu ben ekemem, çünkü ben bir hırsızım... Bu tohumu ancak, ömründe hiç çalmamış, başkalarına hiç haksızlık yapmamış, yalan söylememiş biri ekebilir. Tohum o zaman gücünü gösterir, aksi takdirde onu ekeni zehirler, tarif edilemez acılarla öldürür. Sultanım, bu tohumu ancak siz ekebilirsiniz." dediğinde… İmparator irkilmiş, suratını asmış ve bir süre düşünerek hırçın bir sesle, “Ben imparatorum, bahçıvan değil, o tohumu vezirime ver, eksin de altın meyveleri görelim.” diye, adeta kükremiş.

Yoksul adam, tohumu vezire uzatınca adam telaş içerisinde imparatora dönüp itiraz etmiş: “Ben ekim biçim işlerinde çok beceriksizim efendim, sihirli tohumu ziyan ederim. Bence bu tohumu hazinedar başı eksin...” Hazinedar başı da hemen bir bahane bulmuş ve bu görevi başkasına devretmiş. Velhasıl, orada bulunan herkes sudan sebeplerle tohum ekme görevinden kaçınmışlar. Sonra İmparator, doğan sessizliğin içerisinde bir süre düşünerek başı önündeki vezire, hazinedara ve bütün görevlilere dik dik bakıp, “Hadi bakalım bu hırsız bahçıvana tohumun nasıl altın meyve verdiğini hep birlikte gösterip sevindirelim.” demiş. Ve cebinden bir altın çıkarıp yoksul adamın tutması için atmış. Herkesin cebinden sessiz sedasız birer altın çıkarıp adama vermesini izlemiş, sonra da gülerek, “Bas git buradan be adam, bugünlük bu ders hepimize yeter…” demiş usulca…

Son günlerde Tokat Belediyesi ve Başkan Mehmet Kemal Yazıcıoğlu hakkında ortada dolaşan iddiaları her gördüğümde, bu hikâyeler gelir aklıma.

Recep Yazıcıoğlu gibi bir adamın evladına olur olmaz, saçma sapan iddialarla saldıranların, haysiyet cellatlığı yapanların ve sözüm ona “dürüstlük abidesi” pozlarla konuşanların arasında, İncil’deki kıssada yer alan “günahsız olanlarına” hiç rastlamadım. Anadolu tabiriyle “hepsinin altında bir cücük yumurta”, karanlık ve şaibe varken, nasıl da “tertemiz insan” edalarıyla konuşabiliyorlar, şaşmamak elde değil.

Elbette Yazıcıoğlu, bir “devlet adamı” ciddiyetiyle işine odaklanıyor, dedikodulara asla prim vermiyor, aslına ve nesline yakışır şekilde makamını temsil ediyor. Taşıdığı vakar, sürdürdüğü azim ve gösterdiği çalışkanlıkla bu şehre değerler katarken, işinin zor olduğunu da biliyor.

Ama elbette tüm bu zorlukların üstesinden adil, şeffaf ve hesap verilebilirlik ilkeleriyle hareket ettiği için, aklı da kalbi de vicdanı da rahat bir şekilde Tokat’ı daha güzel günlere taşımak adına çektiği çilenin bir gül bahçesine dönüştüğünü de görüyor.

Gerisi de hikâye zaten…