Ulvi Gelbal yazdı: “Orhan Ziya Diren geride büyük bir marka, önemli yatırımlar ve binlerce insanın ekmek yediği bir üretim kültürü bıraktı.”
Bazı insanlar vardır; yaptıkları işlerle anılırlar. Bazıları ise yaptıkları işlerin yanında, insanlara nasıl dokunduklarıyla, hangi zor zamanda kimin yanında durduklarıyla ve geride bıraktıkları güven duygusuyla hatırlanırlar.
Orhan Ziya Diren, benim için böyle bir insandı.
DİMES’in kurucusu Vasfi Diren’in en büyük oğlu olan Orhan Ziya Diren, ailesinden devraldığı üretim anlayışını büyüterek DİMES’in Türkiye sınırlarını aşan bir dünya markası hâline gelmesinde büyük emek verdi. İyi bir sanayiciydi. İş dünyasında sevilen, sözüne güvenilen ve insan ilişkilerine önem veren bir isimdi.
Aynı zamanda iki dönem Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilliği yaparak Tokat’ı Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil etti. Siyasette bulunduğu dönemde de sanayicilikten gelen tecrübesini, üretime ve istihdama verdiği önemi korudu.
30 Temmuz Perşembe günü, tedavi gördüğü İzmir’deki hastanede hayatını kaybettiğini öğrendiğimizde büyük bir üzüntü yaşadık.
Orhan Ziya Diren’i yakından tanıyanlar onun kişiliğini, insanlarla kurduğu samimi ilişkileri, karşısındaki insanı dinleme biçimini ve gerektiğinde hiç tereddüt etmeden sorumluluk almasını çok daha iyi bilir.
Ben de kendisiyle ilgili unutamadığım bir anıyı paylaşmak istiyorum.
Abim DİMES ile yaklaşık on beş yıl ticaret yaptı. O dönem Niksar bölgesinden süt topluyordu. Bir gün bize süt alımına kota konulduğu söylendi. Günlük toplanan süt miktarı 10-12 ton civarındayken, DİMES tarafından alınacak miktar bir anda 5-6 tona kadar düşürülmüştü.
Süt üretimiyle ve hayvancılıkla uğraşanlar bilir. Süt, bekletilebilen veya “bugün satılmazsa yarın satarız” denilebilecek bir ürün değildir. Sabah ve akşam üretim devam eder. Kota konulduğunda yalnızca bir işletme değil, o işletmeye süt veren onlarca üretici de mağdur olur.
O yıllarda bu işle ağabeyim ilgileniyordu. Bir anda ne yapacağını, kalan sütü nasıl değerlendireceğini düşünmeye başlamıştı. Üreticinin emeğinin boşa gitmesi, sütün elde kalması büyük bir sorun olacaktı.
Ben de o dönem milletvekili olan Orhan Ziya Diren’e bir e-posta gönderdim. Yaşanan durumu anlattım. Üreticilerin ve abimin karşı karşıya kaldığı sıkıntıyı izah ettim.
“Ne kotası kardeşim, kaldırın” diye talimat verdiğini duydum ve aynı gün kota kaldırıldı.
Bu davranışını hiç unutmadım.
Belki onun açısından çözülmesi gereken sıradan bir meseleydi. Fakat bizim açımızdan onlarca üreticinin emeğinin, alın terinin ve geçiminin korunması anlamına geliyordu. Bazen bir insanın gerçek kişiliği, uzun konuşmalarında değil; bir sorun karşısında nasıl davrandığında ortaya çıkar.
Orhan Ziya Diren, o gün üreticinin sorununa kayıtsız kalmamıştı.
Yıllar sonra, sanırım 2019 yılında, ağabeyimle birlikte katıldığımız bir programda kendisini gördük. O dönem milletvekili değildi. Yanına giderek merhaba dedik. Sohbet sırasında ağabeyime dönerek benimle ilgili bazı değerlendirmelerde bulundu.
“Bu sözlerimi iyi dinle” diyerek başladığı konuşmasında, benim için çok kıymetli sözler söyledi. O sözlerin tamamını bugün açıklamak istemiyorum. Onları kendimde sakladığım değerli bir hatıra olarak görüyorum.
Sohbetin sonunda gülümseyerek bana şöyle demişti:
“Ben görür müyüm bilmiyorum. Ben hayatta olursam ben seni, hayatta olmazsam sen beni nerede ziyaret edeceğini biliyorsun.”
Bugün o sözlerin anlamını çok daha derinden hissediyorum.
Yine aynı sohbet sırasında oğlu Ozan Diren’den bahsetmişti.
“Oğlum Ozan iyi bir sanayicidir. Tanıyor musun?” diye sordu.
Tanımadığımı söylediğimde, “Mutlaka tanış” dedi. Ardından, “Kendi oğlum olduğu için söylemiyorum; iş dünyasında birini kendine örnek alacaksan örnek alabileceğin isimlerden biri” ifadelerini kullandı.
Üretimle ilgilendiğimi fotoğraflardan gördüğünü belirterek, üretimin içinde mutlaka yer almam gerektiğini söyledi. Ben de üzerinde düşündüğüm bazı üretim projelerinden bahsettim, görüşlerini sordum.
Hiç tereddüt etmeden:
“Bu iş tutar, mutlaka yapmalısın” dedi.
Daha sonraki karşılaşmalarımızda da birkaç kez konuyu sordu. Bir insanın sizin düşüncenizi hatırlaması, yaptığınız işi takip etmesi ve sizi üretime teşvik etmesi çok değerlidir. Orhan Bey’in bu sözleri benim için yalnızca bir tavsiye değil, aynı zamanda önemli bir moral ve sorumluluk kaynağı oldu.
Vefatının ardından DİMES fabrikasında düzenlenen törene, daha sonra Ali Paşa Camii’nde kılınan cenaze namazına katıldık. Erenler Mezarlığı’nda toprağa vererek kendisine karşı son görevimizi yerine getirdik.
Cenaze töreninde sanayi dünyasından, siyasetten, ticaretten ve Tokat’ın farklı kesimlerinden çok sayıda insan vardı. Eminim herkesin anlatacak ayrı bir hatırası vardır.
O gün bir kez daha gördük ki Orhan Ziya Diren yalnızca büyük bir şirketi yöneten sanayici değildi. Üreticiye, çalışana, esnafa, iş insanına ve kendisine ulaşan herkese dokunmuş bir insandı.
İnsanın değeri bazen yaşarken yeterince anlatılamıyor. Vefatından sonra arkasından söylenen sözler, paylaşılan hatıralar ve insanların yüzündeki gerçek üzüntü, o kişinin nasıl bir hayat yaşadığını ortaya koyuyor.
Orhan Ziya Diren geride büyük bir marka, önemli yatırımlar ve binlerce insanın ekmek yediği bir üretim kültürü bıraktı.
Fakat bana göre en önemli mirası; insanların kalbinde bıraktığı güven, kendisine başvuran bir insanı cevapsız bırakmaması ve üretime inanan gençlere verdiği cesarettir.
Kendisini saygıyla, rahmetle ve minnetle anıyorum.
Mekânı cennet, ruhu şad olsun.
Ulvi Gelbal