Tokat Kadın Sanat ve Kültür Grubu Başkanı Hacer Doğan öncülüğünde iftar programı organize edildi.
Tokat Kadın Sanat ve Kültür Grubu üyeleri, 7 Mart Cumartesi günü tarihi Osman Paşa Konağı’nda düzenlenen geleneksel iftar programında bir araya geldi. Grup Başkanı Hacer Doğan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen ve yoğun katılımın olduğu etkinlik, iftarın ardından düzenlenen "Tarihte Aşk, İktidar ve Ateş Üçgeninde Kadın- Kadının Hikâyesi " paneliyle devam etti.
Programın açılış konuşmasını yapan Tokat Kadın Sanat ve Kültür Grubu Başkanı Hacer Doğan, birlikte iftar açmanın huzurunu yaşadıklarını belirterek katılan misafirlere teşekkür etti. Panele konuşmacı olarak katılan Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Orta Çağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Pınar Ülgen, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün kökenlerinin yüzyıllar öncesine, özellikle Orta Çağ’da hedef alınan bilge kadınların hak arayışlarına dayandığını vurguladı. Ülgen, kadınların bugünkü kazanımlarının bir tesadüf olmadığını; bu hakların tarihin her döneminde sergilenen büyük bir cesaret, direnç ve kararlı bir mücadelenin sonucu olduğunu ifade etti. Kadın ve erkeğin eşit olduğunu ancak tarih boyunca kadınların dünya genelinde ikinci sınıf insan olarak görülüp sürekli suçlandığını ve cezalandırıldığını ifade eden Ülgen, şiddetin biçimi değişse de kadınların hâlâ fiziksel ve toplumsal baskılara maruz kaldığını, bu temel sorunların çağlar değişse de farklı formlarda devam ettiğini vurguladı. Ülgen, modern kadın haklarının temellerinin Batı dünyasında; Trotula, Bingenli Hildegard ve Jeanne d’Arc gibi bilim ve toplumsal alanda iz bırakan öncü kadınların mücadeleleriyle atıldığını söyledi.
BAŞKAN HACER DOĞAN: "KADIN ATEŞLE YOK OLMADI, ATEŞTEN GEÇEREK DÖNÜŞTÜ"
Tokat Kadın Sanat ve Kültür Grubu Başkanı Hacer Doğan, iftar programında yaptığı konuşmada, birlikte iftar açmanın huzurunu yaşadıklarını belirterek, dualarının ve oruçlarının kabul olmasını diledi. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde kadınların tarih boyunca yaşadığı dönüşüme dikkat çeken Doğan, “Aynı sofrada buluştuk. Birlikte iftar ettik. Aynı duaya amin dedik. Ettiğimiz duaların kabul olmasını, tuttuğumuz oruçların hak katında kabul olmasını diliyorum. Şimdi ise zamanın bir başka sofrasına oturuyoruz. Tarihin sofrasına. Bu sofrada aşk var. Bu sofrada iktidar var. Bu sofrada ateş var. Orta Çağ'dan günümüze kadar kadın kimi zaman sevdiği için yargılandı. Kimi zaman güçlü olduğu için suçlandı. Kimi zaman susturulmak istendi. Bazen bir sarayda söz sahibi olduğu için, bazen bir köyde şifa dağıttığı için, bazen de sadece düşündüğü için aşk kadını yaktı dediler. İktidar onu tehlikeli gösterdi. Ateş ise onu susturmanın aracı oldu. Ama tarih bize başka bir şey fısıldar, kadın ateşle yok olmadı. Ateşten geçerek dönüştü. Aşkın gücünü, iktidarın sınavını ve ateşin sembolik anlamını Orta Çağ'ın karanlığından günümüze taşıyacağız ve belki de en önemli soruyu soracağız. Kadın gerçekten tarihin öznesi miydi yoksa yazılan tarihin suskun satır arası mıydı? Bu anlamlı gecede bizlerle birlikte olan kıymetli hocamız Profesör Doktor. Pınar Ülgen’e hoş geldiniz diyor ve davetimize katıldığınız için teşekkür ediyorum. Aşkın, iktidarın ve bazen de ateşin gölgesinde şekillenen kadın hikayelerini tarihsel perspektiften dinlemek üzere kıymetli hocamıza sözü bırakıyorum.” Dedi.
PROF. DR. PINAR ÜLGEN KADIN HAKLARININ TARİHİNİ ANLATTI
Kadınların tarih boyunca günah keçisi haline getirildiğini ve Engizisyon mahkemelerinde sistematik bir şiddetle susturulmaya çalışıldığını belirten Prof. Dr. Pınar Ülgen, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü, yalnızca bir kutlama günü değildir. Aynı zamanda yüzyıllardır süren bir mücadelenin, acıların, direnişlerin ve umutların hatırlandığı bir gündür. Toplum, korktuğu kadına her zaman bir isim verir. Orta Çağ Avrupa’sında korkulan kadının adı işte buydu; cadı. Bu kadınların büyük bir kısmı şifacıydı; hastaları iyileştirir, bitkisel tedaviler uygular ve toplum için faydalı işler yaparlardı. Başka bir deyişle, cadı diye suçlanan kadınların çoğu aslında toplumun bilge ve şifacı kadınlarıydı. Kilise, tarihsel süreç içinde zaman zaman zayıflayan otoritesini yeniden güçlendirmek istemiştir. O dönemde hem Batı dünyasında hem de Doğu’da dini öğretilere karşı çıkan bazı gruplar vardı. Bu gruplar “heretik” ya da “sapkın” olarak adlandırılıyordu. Kilise önce bu gruplar üzerinde hâkimiyet kurmaya çalıştı. Ancak zamanla en kolay hedef olarak kadınları gördü. Kilise elinde çok sayıda suçlama aracı olduğunu fark etti. Üstelik dini metinlerde “büyücüleri yaşatmayacaksınız” gibi ifadeler de bulunuyordu. Böylece kadınlar tek tek ya da toplu halde suçlandı, yargılandı ve yakıldı. Kırsal bölgelerden kadınlar toplanarak Engizisyon mahkemelerine götürüldü. Bu mahkemeler yalnızca heretik gruplara karşı değil, aynı zamanda cadılıkla suçlanan kadınlara karşı da savaş açmıştı. Kadınlar adeta birer günah keçisi haline getirildi. Bunun temel gerekçesi ise Hz. Havva ile Hz. Adem’in işlediği ilk günahın sorumluluğunun kadınlara yüklenmesiydi. Kadınlar, Hz. Havva’nın yeryüzündeki temsilcileri olarak görülüyor ve doğuştan günahkâr sayılıyordu.” Dedi.
KADIN HAKLARI GEÇMİŞTEKİ CESARETİN MİRASI
Modern dünyada kadın hakları tartışmalarının temellerinin büyük ölçüde Batı dünyasında atıldığını belirten Prof. Dr. Pınar Ülgen, “Trotula, tarihin ilk jinekologlarından biri olarak kabul edilir. Kadın hastalıkları üzerine önemli çalışmalar yapmış ve vajinismus gibi rahatsızlıkların teşhis ve tedavisini gerçekleştirmiştir. Bingenli Hildegard, astronomi ve tıp alanında çalışmalar yapan önemli bir bilim kadınıdır. Rebecca Guarna tıp dünyasında öne çıkan bir isimdir. Mercuriade ise cerrahlık alanında tanınmış bir kadındır. Jeanne d’Arc Fransız milliyetçiliğinin kurucularından biri olarak kabul edilir. Cadılıkla suçlanmış, yakılmış; fakat daha sonra suçsuz olduğu anlaşılmış ve azize ilan edilmiştir. Orta Çağ’ın önemli kadın düşünürlerinden biri de Christine de Pizan, “Kadınlar Şehri” adlı eserini yazdı. Bu eser kadın tarihinin en önemli metinlerinden biri kabul edilir. Christine de Pizan’ın fikirlerinden sonra feminizm düşüncesi içinde farklı yaklaşımlar gelişmiştir. Bunlardan biri ekofeminizm, diğeri ise kültürel ekofeminizmdir. Ekofeminizm anlayışında kadın ve doğa birlikte düşünülür. Çünkü her ikisi de tarih boyunca sömürülmüş ve baskı altına alınmıştır. Kültürel ekofeminizm ise kadınların özgürlüklerini koruyabilmeleri için erkek egemen yapıdan uzaklaşmaları gerektiğini savunur.” Şeklinde konuştu.
ŞİDDETİN HER TÜRÜYLE KADININ MÜCADELESİ
Şiddetin biçimi değişse de kadınların hâlâ fiziksel ve toplumsal baskılara maruz kaldığını ifade eden Ülgen, bu temel sorunların çağlar boyunca sürdüğüne dikkat çekti. Kadın ve erkeğin eşit olduğunu belirten Ülgen, “Allah tarafından yaratılmış iki varlık vardır; biri kadın, biri erkek. Fakat tarih boyunca kadınların en büyük sorunlarından biri, dünya genelinde çoğu zaman ikinci sınıf insan olarak görülmeleridir. Bu nedenle kadınlar kimi zaman kınanmış, kimi zaman suçlanmış, kimi zaman da cezalandırılmıştır. Şiddetin biçimleri değişmiş olsa da kadınlar hâlâ fiziksel, psikolojik ve toplumsal şiddete maruz kalabilmektedir. Çağlar değişse de bazı sorunların farklı biçimlerde devam ettiğini görüyoruz.” İfadelerini kullandı.
KADINLARIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ YÜZYILLARDIR DEVAM EDİYOR
Kadınların sahip olduğu hakların geçmişteki bir kadının cesareti ve mücadelesinin sonucu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Pınar Ülgen, “Eğer “erkek nedir?” sorusunu sormuyorsak, kadını neden sürekli tanımlıyoruz? Neden her şey kadın bedeni üzerinden açıklanmaya çalışılıyor? Bu bizim bedenimiz, bu bizim zihnimiz. Hiç kimsenin ne bedenimize ne düşüncelerimize müdahale etme hakkı yoktur. Çünkü müdahale edenler de insandır. O halde biz de insanız. Bugün 8 Mart’ı kutlarken aslında yalnızca bugünün kadınlarını düşünmüyoruz. Orta Çağ meydanlarında cadı diye yakılan o bilge kadınları da hatırlıyoruz. Jeanne d’Arc’ın işkence altında bile geri adım atmayan cesaretini hatırlıyoruz. Christine de Pizan’ın yüzyıllar öncesinden yükselen o güçlü çağrısını hatırlıyoruz. Çünkü bugün sahip olduğumuz her hak, tarihin bir döneminde bir kadının cesaretinin, direncinin ve mücadelesinin sonucudur. Belki de bu yüzden 8 Mart yalnızca bir kutlama değildir. Bir hatırlama günüdür. Bir yüzleşme günüdür. En önemlisi, kadınların yüzyıllardır süren özgürlük mücadelesine saygı duruşudur.Kadınlar susturulabilir, bastırılabilir, hatta yakılabilir. Ama tarih gösteriyor ki hiçbir zaman yok edilemezler.” İfadeleriyle konuşmasını tamamladı.
Program, müzik ve şiir dinletisiyle devam etti. Şef Sinem Durak ve Dilek Boran, "Kadın" isimli şiiri birlikte okudu. Benay Başol gitarıyla şarkılar seslendirirken, Ayfer Dürer de söylediği şarkılarla geceye renk kattı.
Etkinliğin sonunda Tokat Kadın Sanat ve Kültür Grubu Başkanı Hacer Doğan, panele konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Pınar Ülgen'e plaket takdim etti.
Program, Ülgen’in kitaplarını okuyucuları için imzalaması ve günün anısına çekilen hatıra fotoğrafının ardından sona erdi.