Gazeteci Fatih Kılıç yazdı: “Okuduğunu anlayıp da gereğini yapacak insanlar, sessiz çoğunluğun içten içe kaynayan sinesine ferah bir meltem rüzgarı estirmeli.”

İşin özünü aktarmakta yarar var. Bugün ülkede ve dahi kendi yöremizde, kadim şehrimizde insanımızı darboğazda bırakan husus istihdam kıtlığıdır.

Gerek kamu personelliği gerek özel sektörde yeni yetme bir gencin geleceğini planlayacağı, yuvasını kurup geçindirebileceği istihdam alanlarının yetersizliği aşikârdır.

Genç nüfus topraktan, yabandan, sabandan ıraklaşıyor. Az biraz sigortasına, asgari ücretine tabi olma pahasına bir kamu hizmeti, işçiliği olsun diye “torpil” kovalıyor. Çalış, çabala, oku/okut, sonrasında yine bir “torpil” belasına makam mevki sahibine, siyasiye yanaşmaya mecbur bırakılıyor.

Özel sektör, dalgalı. Gecesi, gündüzü fırtınalı. İşveren nitelikli işçi tutsa maliyetine katlanmaya aklı kesmiyor. Ucuz işgücünde bir de nitelik arayışı haliyle tat vermiyor. Vergi yükü, sigorta hesap kitabı, ham maddenin öngörülmeyen fiyat artışı vb. sebeplerde pazardan payı azalınca gider kaleminde istihdam gücünü ve giderini azaltmayı çare biliyor. İşveren de işçi de darboğaz cenderesinde kıvranıyor.

Küçük esnaf desen bağ-kuru, kirası, şunu bunu diye her dönemde darda kalacak bir sebeple boğuşuyor.

Herkesi kamu personeli yapamazsın. Haliyle yeni istihdam alanları açılmalı. İstihdam çarkını kuracak insanda bu devirde mangal gibi yürek olmalı. Tüm riskleri göğüsleyecek bir sermaye bulunmalı. Öylesi bir sermayesi varken niye riske girsin ki? Yatırsa bir faiz düzenine, borsa araçlarına, madeni metallere, bonosuna, tahviline… Yani paradan para kazandıran mekanizmalara sermayesini bıraksa daha kârlı çıkıyor bu ekonomi şablonunda. Gün gelip de bu balon patlatılınca, nefsi daha da kabarıkların dünyalık biriktirme hevesine kurban edilince, bir anda tüm birikimi heba oluyor. O da başka bir imtihan hali!

Yani demem o ki, tacir insanımız da yeni yetme gencimiz de ülkenin üretim çarkında, emeğinin, bileğinin, aklının kârını almalı. Helal kazancının bereketini yaşamalı. Bu son derece sağlam temelli bir milli görüş ekonomi modelini gerektirir. Bu ülkenin parası faiz illetinden arınacak, teknoloji hamleleriyle, insan alın teri, emeği ile yoğrulacak, bereketlenecek. İşte bunu yapabilecek insanlar söz sahibi olacak. Kolay mı? Elbette değil. Dünya konjonktüründe emeğiyle geçinebilen bir Türkiye’nin yeri olsun istenir mi? İstenmez! Alın teri ve emeği ile geçinen bir Türkiye, tüm pisliğin çıktığı ve ipleri elinde tutan kesimin işine gelmez. Türkiye tüm mazlumların umudu, örneği ve baş figürü olur. Yaptırırlar mı bunu? Yaptırmazlar. Sözüm ona paranın doymak bilmez efendileri, parayla tahakküm süren çıkar lobileri, alın teriyle emeğini çıkaran bir insana boyun eğdirmenin mümkün olmadığını bildiği, anladığı bir sistemde tutunamaz!

Şimdi buraya kadar yazılanları ister Devlet Aklı, ister Vatandaş Aklı düşünsün! Okuduğunu anlayıp da gereğini yapacak insanlar, sessiz çoğunluğun içten içe kaynayan sinesine ferah bir meltem rüzgarı estirmeli. Ülkenin ve Anadolu’nun kadim şehirlerinin istihdam odaklı siyasi ve ekonomik yapılanmalara fırsat oluşturmalı.

Onun için akıl, feraset ve dahi cesaret gerek.