Edebiyat Dersinde, Suzan Hanım, bir gün lise son sınıf öğrencilerine şöyle ödev verdi:

“Her öğrenci anne ve babasına aşkın tarifini yapmasını isteyecek ve bunu yazacak sonra da sınıfta okuyacaktı. Suzan Hanımda verilen cevaplara  göre  konuyu yorumlayacaktı.”

Anne ve babası olmayan bir öğrenci parmak kaldırdı ve dedi ki:““Hocam anne ve babası olnayan öğrenciler  ne yapacak?”

Öğretmen gülümsedi:

“Anne ve baba kadar sevdiğiniz ve yakın hissettiğiniz  bir  yetişkin de olabilir. Önemli olan  en sevdiğiniz insanın ağzından aşkın tarifini öğrenmek. Yani asıl amaç aşkı öğrenmek. Gerçek aşkı  öğrenmek. Yaşanan aşkı öğrenerek ondan ibret almak.  Gerçek aşkı ne kadar erken öğrenirsek hayatta mutluluğumuz artar. İnsanların bizim duygularımızı istismar etmesini de  öğrenmiş  ve önlemiş oluruz.”

Sınıftan  bir ses duyuldu: “Amma da güzel öğrenmeymiş.Esaslı  bir  öğrenmeymiş” sınıf bastı kahkahayı.

Ödevin konusu anlaşılmıştı.

Ertesi hafta herkes heyecanlıydı. Suzan Hanım  sırası ile seçtiği öğrencilerine ödevini okutmaya başladı. Önce  sınıfta sorun çıkaranlardan başlamak istedi ve en yaramaz Emre’den başlamak en mantıklıydı Suzan Haocaya göre.

Sınıf pür dikkat Emre’nin ödevini dinlemeye odaklanmıştı. Öyle ya  yarım asırlık  tecrübeleri ile ebeveynler aşkı anlatıyorlardı sadeca bir kaç cümle ile..  Bundan daha güzel ders olmazdı. Dikkatle dinlemek gerekirdi. Hatta bu ödevler toplansa kitap olur, meraklısına ve  gelecek nesillere de ders verirdi yıllarca...

Sınıfın en yaramazı  Emre okumaya başladı:

“Babam dedi ki, aşk  yaramazlıktır. Aşk yaramazlıkla  sevdiğini eğlendirmek, O’nu mutlu etmek için çaba harcamaktır. Sevdiği için çaba harcanmayan aşkta hayırda yoktur.   Anneme sordum . O da  “aşk  sevdiğinin hatalarını  açık yürekilikle  sevdiğine kırıp dökmeden söylemektir. Aşk aynı zamanda  sevdiği insan ile kalbin her atışını paylaşmaktır. Paylaşılmayan sevgi gelişmez. Sevgiyi de çiçek gibi beslemek gerekir.” dedi.

Emre’nin bu kısa sunumu tamamlanınca Suzan Hanım gülümsedi:

“Emre yaramaz insan,  annesi O’nu aşk derecesine sevdiğinden onun yaramazlıklarına tahammül etmeye  aşk demiş. Babası  da Emre’yi  hayat sevgisini  yaramazlığa benzetmiş.  Burada  anne  ve babanın çocuklarının aşkını da tecrübeleri ile hissettikleri ve  az hata ile çocuklarını anladıklarını çıkarabiliriz. “

Herkes Suzan Hanımın  bu güzel yorumunu alkışladılar. Emre dahil. Unutmayacağı bir ders almıştı  Emre  yaramazlığını  insanları sevdiği kabuğuna sığmadığı için yapıyordu.O aslında  hem hayatı hem ailesine hem de okuluna aşıktı. Bu aşk o’nu yaşama bağlayan yaramazlık yapmaya teşvik eden  manevi güçtü. Bu dersi çıkarmıştı. O ele avuca sığmaz sarı Fırtına.

Suzan Hanım bu sefer sınıfta en hanımefendisi  Ayşe’yı davet etti   tahtaya .

Ayşe:

“Benim babannem ve dedem sağ onlara sordum .Onlar  anne ve babamdan daha iyi bilir aşkı diye düşündüm.  Nenem  “ Aşk  sevdiği insana saygı duymak ve  yoksulluğuna da zenginliğine de tahammül ederek Ondan gücünden  büyük iş beklememektir.” dedi.  Dedem de  esprili olarak “aşk gaza gelerek sevdiğine delice sevdiğini samimi olarak  göstermektir. Bizde aşka , gaza  geldik evlendik nenenle Dünyaya yeniden gelsem nenenden başkasın ile evlenmezdim “dedi.

Sınıf gülmeye başlamıştı.Bu gülme  aşka olan saygı gülmesiydi sanki. Aşk, aşkı nesiller geçiyor sevgi ve aşk  değişmiyordu. Adem ile Havva’dan  bu yana aşk vardı.

Suzan Hanım Ayşe’nin sunumunu  şöyle yorumladı:

“Ayşe ağırbaşlı ama iyi gözlem yapan ve  gözleri ile anlaşan ve gözlerindeki bakışlarla konuşan insan. Bundan dolayı  babası ve annesinden çok dede ve ninesine değer veren insan. Onların aşk konusundaki fikirlerine daha çok önem veriyor. Ayşe kardeşimizi de alkışlayalım” dedi. Sınıf da sevgi ile arkadaşlarına bakarak alkışladılar.

Suzan Hanım, sınıfa göz attı. Sanırım sınıftan bir insan seçmekte zorlanıyordu sunumu yapacak. Çünkü dersin bitmesine az kalmıştı. Kimi kaldıracağına dair karar veremeyince :

”Son sunumu kim yapmak ister?”

Arka sıralardan bir el kalktı. Sınıfta hiç konuşmayan, kitap okuyan ve her zaman  dalgın, ama derslerinde başarılı olan  Hüseyin el kaldırmıştı. Herkes dudak bükerek  Hüseyin’e baktı. Hüseyin sessizce tahtaya kalkarak  ödevi okumaya başladı:

“Anne ve  babam vefat ettiğinden ben de aşkı halam ile enişteme sordum. Eniştem dedi ki aşk sevdiğini dört değil ondört gözle beklemektir. Sabretmektir. Ben Halanı çocuk yaşta sevdim. Bana uzun zaman engelli diye vermediler ama  Halan ile  el ele aşkla  karşı durduk ve  aşkımız galip geldi. Herkesten çok çalışarak engelli iş yapmaz diyenlere inat Halan ile el ele hayatta tutunduk 4 çocuk okuttuk.  Hepsi de  sülalemizin ilk Üniversite mezunu çocukları oldular. Aşk el ele vererek dünyaya kafa tutmaktır.  Halama sordum.  Dedi ki annen ve babanın aşkı  dillere destandı  Hüseyin onlar  ahirete bile  el ele gittiler. Trafik kazasında beraber öldüler. Aşk son nefese kadar sevmektir. Sevdiğini sabırla beklemek ve  gerekirse dünyaya kafa tutmaktır” dedi.

Hüseyn ödevi okuyup bitince sınıfta  bir hüzün yayıldı. Daha sonra Suzan  Hanım bu kasvetli havayı yumuşatmak için  alkışladı. Sınıf da ona uyarak  alkışladılar. Hüseyin gözlerinden akan yaşları sildi.  

Suzan Hanım sınıfa baktı. Herkesin Hüseyin’in ödevinden etkilendiğini görünce.

“Çocuklar  konumuz   aşlktı. Kimsenin  yarasını deşmek istemedik ama   Hüseyin’in anne ve babasının  aşkını da öğrenmiş olduk. Aşk sevdiği ile can verebilmek bazen. Sevebilmek ölürcesine. Ama bu aşkı öldürmez , nesiller  anlatır Hüseyin’in halası  gibi...”

Sonra sınıfa baktı Suzan Hanım. Sınıfta  daha hazin hikayelerde anlatılabilirdi. Ama  amaç hüzün değil aşkı öğrenmekti. Bu 3 örnek de  aşkı yeterince  anlatmıştı.

“Hepinizin ödevini  okutmak isterdim ama dersimizin saatı sınırlı. Ödevin amacı ise  her şeye olduğu gibi aşka bakışı da her insanın farklıdır ve herkesin aşka da.  Başka şeylere de bakışına saygılı olmalıyız. Aşk en güzel şiirle anlatılır ve  aşk şiirlerinin  ideolojisi yoktur. Bu da farklılıklarımızın ve güzelliklerimizin ispatı.”

Konuşma uzayacaktı ki ders zili çaldı.

Kısa ve anlamlı bir Edebiyat dersi hayat boyu unutulmayacak bir ders vermişti liselilere...