(NOT: Eğitimci ve yazar hemşehrimiz Prof. Dr. Ertuğrul Yaman’ın Tokat’ı ve Tokatlıları konu edindiği BİR ŞEHİR ÜÇ NESİL adlı romanı, Gazi Antep’te görev yapan Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni Aynur Kuloğlu tarafından incelendi ve bir yazıya döküldü. Tokat ve değerlerimiz adına bir kazanım olan bu yazıyı kitap kapağı ile birlikte gazetemizde değerlendirirdik.)

 

BİR TOKAT ROMANI: BİR ŞEHİR ÜÇ NESİL

 

Kültürel devamlılık; günümüzün modern dünyasında küreselleşmenin getirdiği, bilginin aynı anda birden fazla yerde var olabilmesiyle değişimi zorunlu kılan bir etkendir. Bu değişim kökten gelen değerlerin tamamen değişmesi şekline evrildiği zaman, toplumun bütünlüğüne zarar vermekte, kendi değerlerine ve kültürüne yabancılaşma olgusunu da beraberinde getirmektedir. Bireyler, kültürel yabancılaşma sebebiyle kendi yaşam biçimlerinden uzaklaşma sürecine girmekte, bunalımlı bir ruh hâline bürünmekte, köksüz, sağlam bir temele dayanmayan bir hayat felsefesinin çıkmazına doğru hızla sürüklenmektedir. Ne yazık ki Türk toplumunun bugünkü yaşam biçimi objektif bir bakış açısıyla incelendiğinde, geçmişten gelen toplumsal değerlerin büyük bir erozyona uğradığı görülmektedir. Bir toplumun geleceğinin temellerini ve niteliğini, o ülkede yaşayan gençlerin değer yargıları, geçmişten gelen eğitim ve kültür anlayışını devam ettirmekteki becerisi belirlemektedir.

Türkiye'deki genç nüfus oranı, diğer ülkelerin genç nüfusuyla karşılaştırıldığında, Türkiye’nin genç nüfus potansiyeli çok daha açık bir şekilde fark edilecektir. TÜİK verilerine göre Türkiye’deki nüfusun % 15,3’ünü, 15-27 yaş aralığındaki gençler oluşturmaktadır. Sayıca var olan bu üstünlük, Türkiye açısından bir avantaj dönüşmesi gerekirken, toplumun devamlılığı ve değer-kültür aktarımı söz konusu olduğunda sayısal değerlerdeki üstünlüğün tek başına yeterli olamayacağı şüphe götürmeyen bir gerçektir. Bu nicelik; ailelerin kalkındırılması, toplumun milli-manevi değerlerinin özümsenmesi, kaliteli eğitim, gençleri bilgi birikim ve davranış olarak geliştirecek olan imkânların desteklenmesi ve bunun yanında gençleri, kendi toplumsal kimliklerinden, değer yargılarından uzaklaştıracak olan olumsuz yapıların etkisiz hâle getirilmesi yoluyla aydınlık bir gelecek için avantajlı bir duruma yönlendirilecektir.

Günümüz gençlerinin çocukluk yıllarından itibaren hayatını şekillendiren unsurlara bakıldığında X ve Y kuşaklarından farklı olarak Z kuşağı üzerinde fazlasıyla etkili olan “sosyal medya” olgusuyla karşılaşılmaktadır. Geçmiş dönem X ve Y kuşaklarına kimlik aktarımında, şehir-mahalle kültürünün hâkim olduğu ve kitle iletişim araçlarının daha sınırlı olarak kullanıldığı bir zaman dilimine tekabül etmektedir.  Çağımızın dünyasında ise bu unsurların yerini ağırlıklı olarak internet ve sosyal medya organları almıştır. TÜİK verilerine göre 2013 yılında 6-15 yaş grubundaki çocuklar için internet kullanımı % 50,8 olarak belirlenmişken, 2021 yılında bu oran % 82,7’ye yükselmiştir. Bu çocuklar arasında düzenli olarak internet kullananların % 31,3'ü interneti sosyal medyayı takip etmek için kullandığını dile getirmiş, sosyal medyayı kullanan 6-15 yaş grubundaki çocukların % 77,7'sinin her gün, %16,5'inin haftada en az bir defa, % 5,8'inin ise haftada bir defadan daha az sosyal medyayı kullandığı tespit edilmiştir. Düzenli olarak internet kullanan ve her gün ya da haftada en az bir defa olmak üzere sosyal medyayı aktif bir şekilde kullandığını söyleyen çocukların oranı % 94,2’ye yükselmiştir. Bu oran, 6-10 yaş grubundaki çocuklarda % 84,6 olarak belirlenirken, 11-15 yaş grubundaki çocuklarda % 95,9 gibi oldukça yüksek bir oranla karşımıza çıkmaktadır. Daha çocukluk yıllarında bu oranın bu kadar yüksek olması çeşitli sosyal medya iletişim araçlarını kullanmanın bir alışkanlık olarak ilerleyen yıllarda da sürdürülebileceği düşüncesini akla getirmektedir.

Sosyal medya; gençlerin iletişim noktasında kendilerini daha rahat ifade ettikleri sanal bir ortamı  oluştururken aynı zamanda gençleri materyalist bir bakış açısının hâkim olduğu bir dünyanın bireyleri hâline getirmektedir. Gençlerimiz, kaliteli bir eğitim alt yapısına sahip olmayan ve sosyal medya üzerinden şöhret kazanmış fenomenleri rol/model alarak, çeşitli reklamlar ve tanıtımlar yoluyla belli markalara ve kapitalist dünyanın tüketim alışkanlıklarına yönlendirilmektedir. Sosyal medya gibi çevrimiçi platformlar, kullanıcıların sahip oldukları maddi mal varlıklarını ve tüketim stillerini paylaştıkları sanal ortamlar olarak değerlendirilmektedir. Tüketicilerin, internet üzerinden satın almaya yönelik tutum ve davranışlarının anlaşılmasında materyalizmin önemli bir güdüleme faktörü olduğu sonucuna varılmıştır. Konuyla ilgili olarak yapılan çalışmalarda, sosyal medya kullanımının materyalizm düzeyinde belirleyici bir etkisi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Aynı zamanda sosyal medya kullanıcılarının materyalizm düzeyleri ile lüks moda ürünlerini satın alma düşünceleri arasında güçlü bir ilişki olduğu da dikkatlerden kaçmamıştır. İletişim çağının bir sonucu olarak, görselliğin yoğun kullanıldığı, tüketim kültürü ile harmanlanan modern dünyanın içinde doğan ve onun gerekliliklerini çocukluktan beri yerine getirmekte olan gençlerimizin kendi kültürel, manevi ve sosyal değerlerini tam olarak kavrayamadan çok başka anlayışların ve kültürlerin etkisi altında kalıyor olması da onların kimlik bunalımı yaşamasına ve kendi toplumlarına yabancılaşmasına yol açmaktadır.

Çocukların ve gençlerin temel eğitiminin başladığı aile ortamı gençlerin fikrî, kültürel, ve bireysel olarak olgunlaşmalarında çok önemli bir rol oynamaktadır. Aileyle birlikte geçirilen zaman dilimi çocuğun/gencin kendini yaşadığı topluma ait hissetmesine ve duygusal ihtiyacının karşılanmasına ve onu geleceğin aile kurumunun ideal bir temsilcisi olmasına yardımcı olacaktır. Geleceğin ideal aile yapısı bugünkü ailelerinin ve eğitim sisteminin başarılı bir dil, fikir ve kültür aktarımıyla var olacaktır. Bugünün gençlerinin kendi değerlerinden uzak materyalist bir dünya görüşüne sahip olması, toplumsal değerler açısından var olan yetersizliklerini gün yüzüne çıkarmaktadır. Edebî, sanatsal ve düşünsel yönü gelişmemiş, dünyayı henüz algılama ve değer yargılarını oluşturma aşamasında olan gençlerin, modern dünyanın materyalist yapısıyla bu kadar erken tanışması aile kurumunu ve toplumsal yapıyı bozarak kültürel devamlılığın hasar görmesine ve devamlılığın kırılmasına neden olmaktadır.

Türkiye’nin yarınlarını temsil eden gençlerin, çağımızın hastalıklarından korunmasında ailelere ve eğitim camiasına çok önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir. Gençleri kendi kaderlerine bırakarak materyalist dünya görüşünün gençlerimizin zihinlerine yerleşmesine izin vermek, Türk gençlerinin Anadolu irfanından ve kültüründen beslenmeyen, toplumsal değerlerimizi özümsememiş, gelenek ve göreneklerimizi içselleştirememiş, Türk toplumunun ahlak anlayışıyla ve yaşam felsefesiyle örtüşmeyen bir düşünce yapısıyla kuşatılmasına sebebiyet verecektir. Böyle bir geleceğin söz konusu olmaması için aileler bilinçlendirilmeli, aydınlar ve eğitimciler, eğitsel ve kültürel faaliyetler yoluyla Atatürk’ün cumhuriyeti emanet ettiği Türk gençleri üzerinde bir farkındalık oluşturulmaya gayret etmelidir.

İşte bütün bu ve benzeri sorunlara dikkat çeken ve örtük olarak çözümler sunan, MEB tarafından hazırlanan Değerler Eğitimi müfredatıyla uyumlu olarak kaleme alınan ÜÇ ŞEHİR BİR NESİL adlı romanda yazar, geleneksel bir Türk ailesini ve ondan sonra gelen kuşakları merkeze alarak unuttuğumuz, üzerinde yeterince hassasiyet göstermediğimiz ve bu yüzden de hayata geçiremediğimiz değerlerimizi bize yeniden hatırlatıyor. Madde & mana ve çağdaş yaşam & geleneksel yaşam paradoksu üzerine kurulmuş olan bu romanda, çoğulcu bir bakış açısı kullanılıyor, kitapta geçen olaylar şiirsel ve samimi bir üslûpla ve bir kahve molası tadında okuyucuya aktarılıyor. Söz konusu eserde, yazarın mekân tercihinin (TOKAT) çok doğru olduğunu ve bu seçimin kitapta anlatılan hikâyeyle güzel bir uyum oluşturduğunu söylememiz gerekiyor. Özgün tabiat tasvirlerinin bulunduğu roman, bahar mevsiminde yaşanan bir aşk hikâyesiyle başlıyor, bu sevdadan hareketle gül & bülbül mazmununa gönderme yapılıyor ve kitaptaki anlatım tarzı, zaman zaman divan edebiyatındaki üslûba yaklaşıyor. Kitabın giriş bölümüne tabiat ve bahar betimlemesiyle başlanması ve olayların temiz bir aşk hikâyesi etrafında ilerliyor olması oldukça büyük bir anlam taşıyor. Yazar böylelikle kâinattaki her mutluluğun, her umudun ve güzel olan her şeyin sevgiyle başladığını vurgulamış oluyor. Şahıs kadrosunun geniş tutulduğu eserde, karakterler arasında hiçbir kuşak çatışması yaşanmıyor ve bu anlayışla insanlar arasındaki ortak dilin sevgi, saygı, hoşgörü ve insanı insan yapan değerler olduğunun altı çiziliyor.

BİR ŞEHİR ÜÇ NESİL adlı eserde yazar, kitapta geçen çeşitli olaylar vesilesiyle sevgi, saygı, hoşgörü, tevazu, nezaket, merhamet, çalışkanlık, adalet, sorumluluk, hikmet, iffet, vefa, fedakârlık, kanaatkârlık, duyarlılık gibi değerlerimizi ve bu değerlerin önemini okuyucuların dikkatlerine sunuyor. Sosyal kuralların, zamanın, insanlarla sağlıklı iletişim kurabilmenin, akrabalık ve komşuluk ilişkilerinin, okumanın ve doğanın önemine değinen yazar, okul ve özellikle de aile kurumuna çok özel bir anlam yüklüyor. Didaktik bir amaçla yazılan kitapta yazar, düşüncelerini kitaptaki karakterlerin uzun sayılabilecek tiratlarıyla okuyucuya iletiyor ve geleneksel ailelerde yetişen çocuklarla, parçalanmış aile çocukları arasındaki farkları gözler önüne sererek bu konuda anne - babaları uyarıyor, ebeveynlerin üzerine düşen görev ve sorumluluklara parmak basıyor ve "... Hiçbir durumda aile bağlarınızı sakın bozmayın. Aile; herkesin muradı, huzurun tam adı ; duyguların oymağı, sevgilerin kaynağı; mutluluğun limanı, sohbetin divanı; sevinçlerin harmanı, sıkıntıların dermanı..." (sy. 127) "Aile olmak; hayatı paylaşmaktır." (sy. 129) "Aile olmak; zamanı birlikte yaşamaktır." (sy. 130) ifadelerini kullanıyor. Bunun yanında kitapta akil ve bilge adam konumunda bulunan Kâmil Dede'nin, yazarın bizzat kendisini temsil ettiğini söylersek hata yapmış olmayız.

uygusal atmosferin yer yer yoğunlaştığı kitapta çocukların, anne - babaların ve öğretmenlerin görev ve sorumluluklarının altı çiziliyor ve okul - veli - öğrenci işbirliğinin önemi, akran zorbalıklarının çözümü, ergenlik döneminin özellikleri ve bu konuda öğretmenlerin ve ebeveynlerin göstermesi gereken tutum ve davranışlar hakkında bilgiler veriliyor.

Kitabın felsefî alt metninde ise Prof. Dr. Ertuğrul Yaman acısıyla, tatlısıyla, inişi çıkışıyla, iyisiyle kötüsüyle akmaya devam eden bu hayattaki asıl gerçek başarı nedir? sorusunu soruyor ve okuyucuyu hayatın ve varlığımızın anlamı hakkında düşünmeye sevk ediyor.

BİR ŞEHİR ÜÇ NESİL, aydın bir bilim insanın haklı sessiz çığlığı... Türk toplumun en temel yapı taşı olan aile kurumuna gösterilen sevginin ve saygının bir göstergesi... Aile varsa toplum da vardır düsturuyla yazılmış bir manifesto... (Aynur KULOĞLU, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni, Gazi Antep)