E. Tarım İl Müdürü Yaşar Kavak yazdı: “Hep birlikte elimizi taşın altına koyalım.”

Önce Urfa’da, ardından Kahramanmaraş’ta yaşanan elim hadiseler yüreğimizi dağladı. Hayatını kaybeden öğretmenimize ve yavrularımıza Allah’tan rahmet; kederli ailelerine, yakınlarına ve eğitim camiamıza sabır ve başsağlığı diliyorum. Bu acılar sadece birer haber değil; aynı zamanda toplum olarak derin bir sorgulama yapmamız gerektiğinin açık bir işaretidir.

Bugüne kadar bu köşede daha çok tarımı, üretimi, toprağın bereketini konuştuk. Ancak bugün mesele çok daha derin… Çünkü tarımı ayakta tutan da, toplumu ayakta tutan da aynı köktür: ahlâk.

Geldiğimiz noktada sadece ekonomik ya da eğitsel bir kriz değil; aynı zamanda ciddi bir değerler krizi yaşıyoruz. Sokakta, okulda, trafikte, sosyal medyada… Nerede bir insan ilişkisi varsa, orada bir tahammülsüzlük, bir öfke ve bir yabancılaşma göze çarpıyor.

Özellikle gençler… Onları suçlamak kolay, anlamak ise zor olan yoldur. Ama doğru olan, anlamaya çalışmaktır. Bugün gençler; Bilgiye kolay ulaşıyor ama rehberlikten yoksun, Sosyal medyada görünür ama gerçek hayatta yalnız, Diplomalı ama umutsuz, Kalabalıklar içinde ama iç dünyasında sessiz… Ve bu boşluk, zamanla öfkeye, saldırganlığa ve savrulmaya dönüşebiliyor.

SORUN NEREDE?

Bugün ise yeni bir nesil var: Gözünü ekrana diken, Kulaklarını hayattan çeken, Dilini sessizliğe gömen bir nesil… Elinde telefon, gözleri ekrana kilitli… Ne kimseyi görüyor, Ne kimseyi duyuyor, Ne de kimseyle gerçekten konuşuyor. Çünkü onun dünyası artık parmaklarının ucunda; Ama o dünyanın kapısı açıldıkça, Gerçek hayatın kapıları kapanıyor.

Aile sofraları sessiz, Sohbetler yüzeysel, İlişkiler “çevrim içi” ama gönüller “çevrim dışı”… İşte asıl tehlike burada: İnsan kalabalıklar içinde yalnızlaşıyor, Sevdiklerine yakınken uzaklaşıyor.

Unutulmamalı ki; Teknoloji bir araçtır, amaç değil. Ekran bir pencere olabilir, Ama asla bir hayat olmamalıdır. Eğer kontrol bizdeyse fayda sağlar, Ama kontrol ona geçerse İnsanı fark ettirmeden esir alır.

Çözüm zor değil ama irade ister: Ekranı kapatıp yüz yüze bakabilmek, Bir mesaj yerine bir selam verebilmek, Bir “like” yerine gerçek bir tebessüm edebilmek… Çünkü hayat, Dokununca hissedilen, Bakınca anlaşılan, Paylaşınca çoğalan bir hakikattir.

Ve insan, Ancak insana değince insandır…

Açık konuşmak gerekir: Gençlik bir sonuçtur, sebep değil…

Ailede yeterli ilgi ve sağlıklı iletişim kurulamıyorsa,

Okullarda sadece akademik başarıya odaklanılıp değer eğitimi ihmal ediliyorsa,

Toplumda rol model olacak örnekler giderek azalıyor, yerine şiddeti ve gösterişi yücelten figürler öne çıkıyorsa,

Sosyal medya denetimsiz bir şekilde gençlerin zihnini şekillendiriyorsa…

Ortaya çıkan tabloya şaşırmamak gerekir.

NE YAPMALIYIZ?

Sorun büyük ama çözümsüz değil. Ancak çözüm; tek bir kurumun değil, hepimizin ortak sorumluluğudur.

1. Aile yeniden merkez olmalı

Çocuk sadece büyütülmez, yetiştirilir.

Anne-baba; çocuğun sadece karnını doyuran değil, kalbini de besleyen olmalıdır.

Sevgi, ilgi ve sınır… Üçü birlikte olmalı.

2.Eğitim sistemi değer odaklı hâle gelmeli

Okullar sadece sınav kazandıran yerler değil; insan yetiştiren kurumlardır.

Empati, saygı, merhamet, sorumluluk gibi değerler derslerin gölgesinde kalmamalıdır.

3.Öğretmenin itibarı yeniden güçlendirilmeli

Öğretmene saygının zedelendiği bir toplumda gelecek de zedelenir.

Öğretmen sadece bilgi aktaran değil, karakter inşa eden bir rehberdir.

4.Sosyal medya bilinçli kullanılmalı

Gençleri tamamen uzak tutmak mümkün değil ama yönlendirmek mümkündür.

Dijital okuryazarlık artık bir tercih değil, zorunluluktur.

5.Gençlere umut verilmelidir

En kritik meselelerden biri budur.

Gelecek kaygısı yaşayan bir gençten sağlıklı bir ruh hâli beklemek gerçekçi değildir.

Adil bir sistem, fırsat eşitliği ve liyakat duygusu gençleri hayata bağlar.

6.Akran zorbalığıyla ciddi mücadele edilmelidir

Bu mesele “çocuklar arasında olur” diyerek geçiştirilemez.

Her okulda rehberlik mekanizmaları güçlendirilmeli, erken müdahale sistemi kurulmalıdır.

UNUTMAMAMIZ GEREKEN GERÇEK:

İnsan sadece aklıyla değil, kalbiyle de insandır.

Merhametin olmadığı yerde bilgi tehlikeli,

Ahlâkın olmadığı yerde başarı anlamsızdır.

Peygamber Efendimiz’in şu sözü aslında bütün meselenin özüdür:

“Sizin en hayırlınız, ahlâkı en güzel olanınızdır.”

Bugün yeni reçeteler aramaya gerek yok.

İhtiyacımız olan şey; unutulan değerleri yeniden hatırlamak ve hayata geçirmektir.

SÖZÜN ÖZÜ:

Gençliği kaybeden bir toplum, geleceğini kaybeder.

Ama gençliğini anlayan ve ona sahip çıkan bir toplum, yarınını inşa eder.

Bugün yaşadığımız acılar bize bir uyarıdır.

Eğer bu uyarıyı doğru okur ve gerekli adımları atarsak,

Bu karanlık tabloyu aydınlığa çevirmek hâlâ mümkündür.

Yeter ki sorumluluğu başkalarına yüklemek yerine

Hep birlikte elimizi taşın altına koyalım.

Yüce dinimize göre; Kur’ân-ı Kerîm’e göre bir çocuk; ailesine, çevresine ve tüm insanlığa karşı ahlâk, merhamet ve sorumluluk temelli bir duruş sergilemelidir. Bu, sadece bireysel bir erdem değil, aynı zamanda toplumsal huzurun da temelidir.