Burhan Arar yazdı: “Bu hikaye, insanlığın öfkesine, nefretine verilebilecek önemli bir örnektir.”

İnsanoğlu...

Kimisi helal rızk peşinde

Kimisi yığınla haram yer, gözü doymaz...

Bu şekilde huzura giden hiç bir kimse görmedim.

Kendilerinin sebep olduğu amansız bir felakete er ya da geç kavuşurlar.

Kaçış yok...

Sonları yakın...

Gözlerini bürüyen maddi hırs, kıskançlık, fesat ve haset...

Acı sonlarını adım adım getirir...

İnsanlar nezaketinizi acizlik sanır. Üzülmeye gerek yok. Bu sizin acizliğinizin değil, onların kibrinin sonucudur. Karşınızdakinin davranışları, sizi kendi değerlerinizden uzaklaştırmasın.

Anlayana ders olur mu bilemem.

Şu hikaye tam da onları anlatır:

Bir yılan, süzüle süzüle bir evin garajına girer. Sessizce ilerlerken, sürünerek geçtiği bir rafı sarsar ve rafta duran bir testere, raftan tam önüne düşer. Yılan testere düşer düşmez bir reflekse, testereye kuyruğu ile hafifçe vurur. Testereye vurduğu yeri küçük bir yara alır. Yılan bu yaralanmadan dolayı canı yanınca, bu kez testereye saldırır ve onu ısırır. Isırması ile ağzının fena halde yaralanması bir olur.

Neler olduğunu anlayamayan yılan, testerenin kendisine zarar verdiğini gördüğünden, testereyi öldürmek üzere var gücüyle onu çepeçevre sarar. Elbette canı daha çok yanar.

Ne acıdır ki, yılan testereyi boğacağını düşünerek daha da sıkı sardıkça, her yanı yaralanır ve feci şekilde can verir.

Yılanı öldüren testere mi?

Yoksa ahmak hırsı mı?

Bu hikaye, insanlığın öfkesine, nefretine verilebilecek önemli bir örnektir.

Bazen insanlar, öfke, hırs, şımarıklık, ahmak ve sahte ozgüven ile hareket eder. Farkında bile olmadan kendilerini harap ederler. El yumruğunu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanırmış.

Şems-i Tebrizi der ki: “Anladım ki insanlar: Susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysa ki, biz istediğimiz kadar hayatımızdadırlar. Göz yumduğumuz kadar dürüsttürler ve sustuğumuz kadar insandırlar.”