Burhan Arar yazdı: “Bu dünyada da, öte dünyada da kazananlar vicdanını kaybetmeyenler olacaktır.”
Toplumların kaderinde onları yönlendiren insanların karakteri belirleyici bir rol oynar. Özellikle siyaset gibi insan hayatına doğrudan dokunan bir alanda bir kişinin kimlere referans olduğu yalnızca bireysel bir tercih değil aynı zamanda topluma verilmiş bir mesajdır. Çünkü referans olmak, bir nevi kefil olmaktır. Ve yanlış insanlara verilen her kefalet, günün sonunda sahibine dönen bir vebal haline gelir.
Ne yazık ki zaman zaman görüyoruz, bazı siyasetçiler, defalarca uyarılmalarına rağmen aynı hatalarda ısrar edebiliyor. Yanlış olduğu açıkça ortada olan kişilere sahip çıkmak, bir noktadan sonra basit bir tercih olmaktan çıkar, ciddi bir karakter meselesine dönüşür. Çünkü hata yapmak insani bir durumdur fakat hatada ısrar etmek başka bir anlam taşır.
İşin daha düşündürücü tarafı ise bu tarz anlayışın arkasında yatan duygusal boşluktur. Sevgi, merhamet ve şefkat gibi kavramlar bu bakış açısında adeta anlamını yitirir. Yapılan iyilikler görmezden gelinir, iyi insanlar değersizleştirilir. Bunun yerine kısa vadeli çıkarlar uğruna yanlış ilişkiler kurulur, yanlış insanlara değer atfedilir.
Oysa hayatın değişmez bir gerçeği vardır: Güç kalıcı değildir. Bugün etrafında menfaat için dolaşanlar yarın daha büyük bir güç gördüklerinde yön değiştirmekten çekinmezler. O gün geldiğinde ise geriye yalnızlık kalır. Çünkü samimiyetle kurulmamış hiçbir bağ zor zamanlarda ayakta kalamaz.
Asıl mesele, insanın geride ne bıraktığıdır. Kaç kişiye dokunduğu, kaç gönül kazandığıdır. Allah rızası için yapılan bir iyilik, belki küçük görünür ama aslında en büyük sermayedir. Buna karşılık sürekli yanlışın yanında duran bir anlayışın ne dünyada ne de ahirette kazanç getirmesi mümkündür.
Unutulmamalıdır ki bugün güçlü görünenler yarın zayıf düşebilir. “Demir kapının ağaç kapıya muhtaç olduğu” günler hayatın kaçınılmaz gerçeğidir. O gün geldiğinde insanın yanında duranlar, makam için değil gönül bağı için yanında olanlardır.
Sonuç olarak, siyaset yalnızca güç mücadelesi değil aynı zamanda bir vicdan sınavıdır. Bu sınavı kazanmanın yolu ise bellidir. Doğrunun yanında durmak, iyiliği çoğaltmak ve merhameti hayatın merkezine koymak.
Temennimiz odur ki hatalarda ısrar edenler bir an önce farkındalık kazanır, kalplerini iyilik ve merhametle yeniden inşa eder. Çünkü bu dünyada da, öte dünyada da kazananlar vicdanını kaybetmeyenler olacaktır.