Burhan Arar yazdı: “Hayatın değişmez bir dengesi vardır: bugün yukarıda olan, yarın aşağıda olabilir.”

Kibir… İnsanın içini kemiren, fark edilmeden büyüyen ve en sonunda sahibini yalnızlığa mahkûm eden sinsi bir duygudur. Hele ki bu kibir; alın teriyle değil, miras kalan imkânlarla besleniyorsa, etkisi daha yıkıcı olur. Çünkü emekle yoğrulmayan başarı, çoğu zaman karakterle taşınamaz.

Günümüzde bazı insanların, sahip oldukları maddi güçle kendilerini farklı bir konuma yerleştirdiğini görmek zor değil. Oysa bu güç, çoğu zaman kendilerinin değil; aile büyüklerinin yıllarca süren çabasının, fedakârlığının ve mücadelesinin bir sonucudur. Dün yoklukla yoğrulan o emek, bugün ne yazık ki gösterişe, havaya ve caka yarışına dönüşebiliyor.

Bu noktada asıl yanılgı, etraflarında oluşan yapay kalabalıkları gerçek dostluk zannetmeleridir. Paranın etrafında dönen insanlar, çoğu zaman samimiyetin değil menfaatin temsilcisidir. Alkışlar, övgüler ve ilgi; maddi imkânlar sürdüğü sürece vardır. O imkânlar ortadan kalktığında ise aynı kalabalıkların nasıl dağıldığı defalarca görülmüş bir gerçektir.

Kibirli insan, geçmişini unutmaya meyillidir. Oysa dün kimlerle yürüdüğünü, kimlerin yanında durduğunu, kimlerin desteğiyle bugünlere gelindiğini hatırlamak; insanı hem olgunlaştırır hem de ayakta tutar. Geçmişi inkâr etmek, aslında kendini inkâr etmektir. Ve bu inkâr, gün gelir insanın en zayıf noktası haline gelir.

Hayatın değişmez bir dengesi vardır: bugün yukarıda olan, yarın aşağıda olabilir. “Keser döner, sap döner” sözü boşuna söylenmemiştir. Kibirle yükselenlerin düşüşü de aynı ölçüde sert olur. Çünkü onları ayakta tutan değerler değil, geçici unsurlardır.

Gerçek büyüklük; alçakgönüllülükte gizlidir. İnsan, ne kadar güçlü olursa olsun; tevazusunu koruduğu sürece saygı görür. Aksi halde sahip olduğu her şey, bir gün kendisini yalnızlığa sürükleyen bir yük haline gelir.

Unutulmamalıdır ki; insanı yücelten malı değil, ahlakıdır. Ve kibir, o ahlakın en büyük düşmanıdır.