Tokat’ta doğayı, tarihi ve yaşam alanlarını doğrudan tehdit eden Yazıcık Maden projesine karşı yürütülen hukuk mücadelesinde kritik bir eşik daha geride kaldı. Tokat Adliyesi’nde görülen davanın ardından bölge halkı ve sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelen CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, ile CHP Tokat İl Örgütü sürecin teknik ve vicdani boyutlarına dikkat çekerek kararlı bir duruş sergiledi. Mahkeme heyetine sunulan kapsamlı raporlar ve bilirkişi görüşlerinin Yazıcık lehine olduğunu vurgulayan Karabat, mücadelenin sadece bir köyü değil, tüm Tokat’ın geleceğini kapsadığını ifade etti.
Hukuki Süreçte Usulsüzlükler ve Teknik Çelişkiler
Dava süresince avukatların ve teknik heyetin yaptığı sunumların mahkeme nezdinde büyük yankı uyandırdığını belirten Özgür Karabat, projenin kağıt üzerindeki verileriyle saha gerçeklerinin birbirini tutmadığını dile getirdi. İşletme ruhsatı, ÇED raporu ve fiili ruhsat alanları arasındaki koordinat uyumsuzluklarının belgeleriyle kanıtlandığını söyleyen Karabat, ÇED kapsamı dışındaki alanlarda işletme faaliyetleri yürütülmek istendiğini savundu.
Karabat, daha önce hem yerel mahkemeden hem de bölge idare mahkemesinden alınan yürütmeyi durdurma kararlarının, projenin hukuksuzluğunu tescillediğini hatırlattı. Bilirkişi raporlarının da bölgenin ekolojik dengesinin korunması yönünde görüş bildirdiğini ifade eden Karabat, teknik ayrıntıların bölge halkıyla paylaşılarak şeffaf bir bilgilendirme sürecinin işletileceğini belirtti.
Karabat, Deprem Riski ve Heyelan Bölgelerine Dikkat Çekti
Maden projesinin yalnızca çevresel bir tahribat değil, aynı zamanda ciddi bir güvenlik riski taşıdığı mahkeme salonunda bir kez daha dile getirildi. Bölgenin aktif deprem kuşağında yer alması ve son dönemde yaşanan sismik hareketlilikler, maden sahasının ve şantiye alanlarının "riskli bölge" statüsünde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koydu. Karabat, özellikle heyelan bölgelerinde planlanan çalışmaların yerleşim yerlerini ve kutsal mekanları tehdit ettiğini vurguladığı sözlerinde, "Mezarlıklarımızı, yaşam alanlarımızı ve can güvenliğimizi tehlikeye atan bu proje, ekonomik bir değer yaratmak bir yana, mevcut sosyal dokuyu ve güvenliği yok etme pahasına yürütülmektedir. Şantiye alanlarının riskli olduğunu, bölgenin jeolojik yapısının bu tür bir ağır sanayi yükünü kaldıramayacağını bilimsel verilerle anlattık." dedi.
1500 Yıllık Tarih ve Yerel Ekonominin Gücü
Yazıcık’ın sadece bir yerleşim yeri değil, 1500 yıllık köklü bir tarihe sahip kültürel bir miras olduğunu hatırlatan Karabat, maden faaliyetlerinin bu mirası silip atmasına izin vermeyeceklerini söyledi. Yazıcık ile birlikte çevre köyler olan Asar, Kuyucak, Erikbelen ve Dalüstü gibi yerleşim yerlerinin de bu projeden doğrudan etkileneceği, bölgedeki idari ve demografik yapının bozulacağı uyarısında bulundu.
Ekonomik açıdan bakıldığında, madenin getireceği iddia edilen kısa vadeli kazancın, bölgenin hali hazırda ürettiği tarımsal ve sosyal değerin çok altında kaldığı ifade eden Karabat, "Bu toprakların üstü, altındaki madenlerden çok daha kıymetli. Bizim zenginliğimiz toprağımızdır, tarihimizdir ve suyumuzdur. Bir şirketin kar hırsı, binlerce insanın yaşam hakkından ve geleceğinden daha önemli olamaz." diyerek yerel idarecileri ve İl Özel İdaresi yetkililerini sorumluluk almaya davet etti.
"Kazanan Haklı Olan Yazıcık Halkı Olacak"
Konuşmasının sonunda siyasi kararlılığın artarak devam edeceğini belirten Özgür Karabat, sürecin başından bu yana destek veren Yazıcık Belediyesi’ne, sivil toplum örgütlerine ve partililere teşekkür etti. Mahkemenin adil bir karar vereceğine dair inancını koruduğunu söyleyen Karabat, davanın sonucunu beklerken haklılıklarını her platformda anlatmaya devam edeceklerini dile getirdi. Karabat, "Bu sadece Yazıcık'ın değil, Tokat'ın ve Türkiye'nin doğasını koruma mücadelesidir. Er ya da geç kazanan, toprağına sahip çıkan halkımız olacaktır." sözleriyle konuşmasını noktaladı.




