Bu haftaki köşe yazım 2025 yılının son yazısı. Aile yılı ilan edilen 2025 yılını aile başlıklı yazımla kapatmak istiyorum. İyi okumalar …
Bu yıl “Aile Yılı” ilan edildi. Ne güzel… Çünkü aile, hakkında en çok konuştuğumuz ama belki de en az anladığımız kurumdur. En kutsal saydığımız yerde, bilinçsizce en çok yarayı da orada açabiliyoruz. En çok sevdiğimiz insanlara, en hoyrat davranabildiğimiz yer de yine orasıdır aslında.
Bu çerçeveden baktığımızda
Bilim bize şunu açıkça söylüyor:
İnsan yavrusu, doğada en uzun süre bakıma muhtaç kalan canlıdır. Bu bir eksiklik değil; aksine insanı insan yapan şeydir. Çünkü bu uzun bağımlılık süresi, beyni sosyal ilişkilere, empatiye, ahlaka ve iş birliğine göre şekillendirir. Yani aile sadece bir “barınak” değil; insanın zihninin ve karakterinin inşa edildiği ilk laboratuvardır.

Ancak burada bir çarpıklık başlıyor. Biz çoğu zaman aileyi bir otorite alanı olarak kuruyoruz, bir güven alanı olarak değil.
Çocuklara söz hakkı vermeden söz dinlemeyi, anlamadan itaat etmeyi, sevilmeden saygı göstermeyi bekliyoruz. Sonra da neden kaygılı, öfkeli, içine kapanık ya da saldırgan bireyler yetiştiğini sorguluyoruz.

Oysa nörobilim çok net:
Beyin, korku altındayken öğrenmez.
Tehdit altındaki sinir sistemi gelişmez, sadece hayatta kalmaya çalışır.
Sürekli eleştirilen bir çocuk, daha iyi olmaz; sadece daha çok saklar.
Sürekli kıyaslanan bir çocuk, daha çok çalışmaz; daha çok kendinden utanır.

İşte modern ailedeki en büyük çarpıklık burada: Disiplini bağırmak sanıyoruz, rehberliği kontrol etmek sanıyoruz, sevgiyi de çoğu zaman “fedakârlık” kılığına sokulmuş beklentiye dönüştürüyoruz.
Ebeveynler çocuklarına “ne istediyseniz aldık, ne istediyseniz verdik, karşılığı bu olmamalıydı”derken sevgiyi hep maddi açıdan ölçtüler ve değerlendirdiler.
Oysa gençlerin çocukların istediği belki birlikte bir iş yapmak birlikte oyun oynamak birlikte zaman geçirmekti. Onlardan bu küçük ama anlamlı zamanı çaldık.

Oysa ilmî yol başka bir şey söylüyor: Güven varsa öğrenme vardır.paylaşım varsa
Bağ var, gelişim vardır. Anlaşılma varsa sorumluluk vardır. Sevilen çocuk, kuralları içselleştirir; korkutulan çocuk sadece saklanır.
Aile dediğimiz şey, aynı soyadını taşıyan bireylerin toplamı değil; birbirinin iç dünyasına emanet edilmiş insanların topluluğudur. Bu yüzden aile olmak, sahip olmak değil; emanet bilmektir. Emanete iyi bakmak insanın en kutsal görevidir.

Hazır yılbaşı gelmişken bir arada olmamıza vesile olan bir sofrada muhabbetle yemek yemek , oyunlar oynamak, masallar anlatmanın yanında, Belki de bu Aile Yılı’nda yapmamız gereken en önemli şey şudur:
Çocuklarımızı düzeltmeye çalışmadan önce onları anlamaya çalışmak.
Eşlerimizi değiştirmeye uğraşmadan önce onlarla bağ kurmak. ( kinse kimseyi değiştiremez)
Anne-baba olmayı kontrol etmek değil, rehberlik etmek olarak yeniden tanımlamak.

Çünkü aile, kusursuz insanların yaşadığı bir yer değil; kusurlarını birlikte onarabilen insanların yaşadığı yerdir. Yuvadır. Yuvadan kuşlar uçana kadar onlara iyi bakmak kanatları üzerinde uçmayı öğretmek ailenin en birinci görevidir. Bu süreçte Çocuklar bize sabırla sevgiyle anne baba olmayı öğretir. Ailede olgunlaşan ebeveyn kamil insan olur. Dede olur Anneanne olur. Birbiri içine geçen bu öğrenme süreci en güzelinden ailede yaşanır.

İlmin ışığında sevgi deryasında büyüyen çocuklar yetiştirmek için;
Bu Aile Yılı’nda gelin, çocuklarımızın sesini kısmayalım, onların kalbinin attığı ritmi dinleyelim ve duyalım. Yanlışlarını saymak yerine bir bir yaralarını saralım. Çünkü bir çocuk önce evinde büyür, kendi bahçesinde açar sonra kendi bağında güçlenir. Sonra dünyaya iz bırakan adam olur. Ve sevgiyle büyüyen her insan, dünyayı cennet gibi yaşanır kılar.
Yeni yılınız kutlu olsun.
Güzelliklerde buluşmak dileğiyle…

Dünya köylüsü
Ayla Bağ