Bugün yazacaklarım ağır geliyor kalemime.
Çok şey var yazacak, çok şey var söyleyecek. Ama insan bazen kelimelerin de yetmediğini anlıyor.
Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü.
Kutlamaların, çiçeklerin, afişlerin günü…
Ama ne acıdır ki biz yine kadın cinayetlerini konuşuyoruz.
Her yıl aynı acı, aynı haberler, aynı gözyaşı.
Demek ki bir arpa boyu yol alamamışız.
Bugün iki isim var içimde.İki Fatmanur Çelik.
İki hayat…İki acı…Tek bir yara: kadın olmak.
Fatmanur Çelik öğretmen
Okul çatısı altında, bir öğrencinin bıçağıyla hayattan koparılan bir anne, Bir kadın.
Bir okulun içinde işlenen cinayet sadece bir insanın ölümü değildir.
O cinayet, eğitimin geldiği noktayı da sorgulatır. Sınır tanımayan, saygıyı bilmeyen, merhameti öğrenmemiş bir neslin bıraktığı izdir o. Ve o iz çoğu zaman masum bir insanı hayattan koparan ölüm oluyor.
Fatmanur Çelik. Bir anne.
Aile içi şiddetin, tacizin, sapkınlığın ve karanlığın ortasında kalmış bir hayat.
Kızını korumaya çalışırken yalnız bırakılmış bir anne.Tarikatların karanlık yüzünü haykıran Fatmanur Çelik…
Bir gece yarısı kızıyla el ele denize yürüdü.
Ertesi gün dalgalar sahile vurdu cansız bedenlerini. Haykırdı insanlığa kadının, sahipsizliğini, duyulmayan çığlıkları,
görmezden gelinen acılarını.
Ve yetkili kurumların suskunluğunu…
Kadınlar gününde yüzümüze tokat gibi çarpan bir gerçek oldu bu ölüm.
Sağlığında sahip çıkılmayan kadınların cenazesinde tabut taşımak isteyen erkeklere kadınlar izin vermedi.
“Yeter artık” dediler.
Bu cümle bir isyan değil sadece. Geç kalınmış bir tepki uyanış.
Peki bu tablo karşısında kimler düşünmeli?
Ailede…Okulda…Sokakta…İş yerinde, Köyde…Şehirde…Kadının güvenliğini sağlayamayan herkes.
Emniyet…Adalet…Milli Eğitim…Aile ve Sosyal Politikalar…Siyaset kurumları…Sivil toplum örgütleri…Toplum düzeni için çalışan herkes.
Acaba bu cinayetlerin sorumluluğunu omuzlarında hissediyorlar mı?
Bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var.
Kadın hayatın kilit taşıdır. Hayattan kadını çıkartırsan toplum çöker.
Günlerden çocuk, aylardan kız, yıllardan kadındır.
Saniyeler tebessüm, dakikalar gülmek,
saatler kahkahadır.
Dört mevsim hayat, yirmi dört saat kadındır.
Bugün yine kutlamalar yapılacak.
Afişler asılacak. Mesajlar paylaşılacak.
Ama çoğu zaman bunların hepsi bir anlık gösterişten ibaret kalacak.
Ne yazık ki bu sahnede figüranlık yapan yine kadınlar olacak.
Başrolde yine erkekler.
Kaçıncı yüzyıldayız?
Ve biz hâlâ bir arpa boyu yol alamamışız.
Yine şiddet…Yine ölüm…Yine bir hayatın enkazı.
Bugün bir cenazenin başında toplanmış gibiyiz.
O yüzden gelin bugün başka bir şey yapalım.
Gerçekten yeniden inşa edelim hayatı.
Kadınların güller gibi açmasına fırsat verelim.
Lalelere de yer açalım, sümbüllerle birlikte.
Hoş kokulu bir bahçe olsun bu dünya.
İçinde vicdanlı bahçıvanlar dolaşsın.
Ve artık hiçbir gül,
mevsiminde açmadan solmasın.
Çünkü zamansız solan güllerin adı bugün:
İki Fatmanur Çelik
Biri öğretmen…Biri anne…
Birinin yarım kalan dersleri var…
Birinin yarım kalan anneliği…
Ama ikisinin de hatırası bize bir şey söylüyor:
Bu topraklarda bir kadının gözyaşı, sadece bir evin değil bütün Anadolu’nun sızısıdır.
Allah’tan rahmet diliyorum Nurlar içinde yatın.
Kadın…
Asya’da kadın,
Avrupa’da kadın,
Afrika’da kadın,
Amerika’da kadın,
Anadolu’da kadın…
İnsanlığın anası kadın.
Ve unutmayalım,
Kadın sadece bir sembol değildir.
Kadın insanın ta kendisidir.
Dünya Köylüsü
Ayla Bağ