İnsanın nefsinden uzaklaşarak hayata tutunması, zorluklarla doludur. Dünyanın geçici bir yer olduğunu unutarak hiç ölmeyeceklermiş gibi yaşayanlara inat, elbette iyi işler yapan, kalplerinde kötülük barındırmayan, kibirden uzak, tevazu ve güzel ahlakla donanımlı çokça insan da var. Edebiyatın, şiirin, sanatın kuşattığı, merhamet ve adaletle hayatlarını taçlandıran bu insanların sayıca “çok” olmaları için dua etmeliyiz.

Şair-mütefekkir Sezai Karakoç’un “Kötülükleri bitiremeyiz ama iyilikleri çoğaltabiliriz” sözünden yola çıkarak dünyanın daha iyi bir yer olması için elimizden geleni yapmalıyız. Çocuklarımıza güzel ve para kazandıran meslek sahibi olmalarından ziyade; dini, dili, etnik kökeni ne olursa olsun herkese iyi davranmaları gerektiğini, düşmanlıkları değil kardeşliği ve ortak değerler etrafında buluşmayı telkin etmeliyiz. Savaşın, tezgahların, entrikaların değil, barışın ve kardeşliğin tek geçerli yol olduğunu savunmalıyız.

Çünkü vaktimiz kısıtlı, dünyada kalıcı değiliz… Yazar Nazan Bekiroğlu ne diyor bakın:

“Ya Rabbi! Ben içtiği suya, yediği lokmaya, giydiği hırkaya şükreden biriyim. Bilirsin, öyle, Senin adını unutmuşlardan değilim. Dilimden taşanda kusur varsa affet ism-i Rahmanınla, esirge ve bağışla; bu dünya bana zor geldi... Suyun boğması, taşın sertliği vardı amenna. Büyük balığın küçük balığı yutması Senin kuralın. Denizin dalgasından, tufanın yazgısından da değildi şikâyetim. Ama insan zalimdi. Bilerek isteyerek etti edip eylediğini. Bu pusu kuran zekâ bu cingözlük, bu kurnazlık en çok ürküttü beni. Ne zaman bu zalim pusuyu, kurnaz kurguyu ve onu izleyen cingöz sevinci görsem bir tiksinti kapladı içimi.

Gülün rengiyle, meyvenin türüyle oynadı. Doldurdu denizleri, deldi dağları; bir türlü gözü doymadı. ‘Akması gereken suyun önünü kesti. Yanması gereken ateşi söndürdü.’ Ne garip! En eski şairler de aynı şeyden şikâyetçi. Oysa hepsi gül olacak kıvamda halk edilmişti.

Vardı elbet ateşi yakanı, yaralı ceylânı zalim avcıdan kurtaranı. Önü kesilmiş suyu akıtanı. Bir ömrü Senin uğrunda harcayanı. Seni bileni. Kendini bileni. İnsaniyeti bileni. Kendi acısında bütün evrenin acısını deneyeni. Kurtla kuşla bir olup dünyayı güle döndürmek isteyeni. Lâkin ne yalan söyleyim, böylesi bana az denk geldi. Onlar da zaten bu dünyadan değil, cennetliydi. Elbette Rabbim, İnsanın sınav üzere yaratıldığını senin Kelâm-ı Kadim’inden öğrendim.

Gerçeğin yolu bir, aklın yolu aynı taşlarla döşeli. Demem o ki romanlarda da gördüm aynı şeyi. Jean Valjean’ın kalbinin iyi ile kötü arasında bir savaş alanı olduğunu hem de pek güzel anladım. Dr. Faust’u, şeytanla melek, iyiyle kötü, vicdanla haz arasında çözümlemem hiç de zor olmadı. Hatta pek parlak sözler de döküldü ağzımdan yeri gelince. İnsanın kötülüğü seçmeye gücü olduğu halde iyiyi seçmekle insan olduğunu cümleye çevirebildim meselâ. Onun neden eşrefü’l-mahlûkat olduğunu anlamaya da erdi şu aklım. ‘Öyleyse neden?’ Bu soru bırakmasa da peşimi, bir neden’i anlamak için koskoca kitaplar yazdım. Çürüttüm dirseklerimi. Bildim yani bilinmesi gerekeni.

Ama yaşamaya sıra gelince adamakıllı tökezledim. Hiçbir şeyi görmezden gelemedim. Niyet etsem bile hiçbir şeyin üstünden geçip gidemedim. Neye dokunduysam bir parçam kaldı onda. Tamamını hatmettim, ne dokunduysa bana. Didik didik etmek benim âdetimdi. ‘Yanmakta derman’ filân da bulmadı benim gönlüm. Çünkü benim yanmam o yanmalardan değildi. Ne kaçtığımdan kurtuldum ne koştuğum buldu beni.

Ne zaman belimi doğrultsam ‘Bir muhalif rüzgâr esti’. Ne zaman bir cennet resmi görsem kanın gölgesi ona eşlik etti. İlk cinayet daha ilk kuşakta işlenmişti. O büyük ahidden nasıl döner insan? Buna şaşmakla uğraşırken, hayret! Bir de baktım ki ben de ahdinden dönenlerdenmişim. Bende hem Habil’in hem Kabil’in gözleri. Ne zamandır düz cümlelere heves etsem de bir çetrefil gelip dilimde yuvalanıyor. Rabbim, yalınlık sevince mahsus, bu zor başka türlü anlatılmıyor…” (Nazan Bekiroğlu)

***

O vakit, çokça şükredip hiç öfkelenmemeye gayret ederek, savaşlara, yalanlara, insanın kötüsüne ve mal biriktirip para saymayı marifet sayanlara inat, barışın ve kardeşliğin ikliminde bir dünya için çalışıp çabalamaya, ne dersiniz?..