Efsane dizi “Deli Yürek”in bölümlerinin birinde “Kuşçu Yusuf” karakteri, “Güneş yattı pusuya/Ay düştü kuyuya/Gelip geçer her kafile/Yusuf değilsen nafile…” repliğini söylemişti.
Yaşadığımız asrın kara, kapkara girdabında, kimileyin düştüğümüz kuyulardaki Yusuf çaresizliği ve umuduyla hemhal oluyoruz. Lakin pusuya yatıp düşman bellediklerini kuyuya düşürenler, düşürmek isteyenler, “Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyandadır” ayetini bilseler yine de yaparlar mıydı bunca kötülüğü, düşünmeden edemiyorum.
Bu şehrin edep, adap ve ahlak kokan sokaklarında yükselen hoşgörüyle yoğrulan fertleyiz. Elbette hatalarımız, kusurlarımız ve belki telafisi olamayacak kırgınlıklarımız olmuştur; lakin hata yaptığımız yerde durmayı, özeleştiri yapmayı ve gerektiğinde özür dilemeyi bilen insanlarız. Hikayenin sonunda herkes öleceğine göre, kalplerimizi olabildiğince kirden arındırmayı bilmeliyiz. Yalandan, iftiradan, kin ve husumetten uzak, yapıcı ve onarıcı olmanın huzurunu yaşamalıyız.
Yazının burasında “Bu çocuk daha ne yapsın!” diyen büyüğümüzü anımsatmak isterim. “Bu çocuk” dediği, Belediye Başkanı Kemal Yazıcıoğlu’ydu…
Söyleyen kişinin Başkandan bir beklentisi olmadığı gibi, yaşı, siyasi geçmişi ve sosyal statüsü itibariyle de hiçbir talebi yoktu. Lakin kendince bir tepki veriyordu işte. Kemal Beye dönük (sayısı az da olsa) yapılan eleştiriler, karalamalar, iftiraya varan iddialar üzerine bu söz çıkmıştı ağzından. Adına “Anadolu irfanı” dediğimiz değerler bütününü vicdanında taşıyan Kuşçu Yusuf’un sözünü de o hatırlattı bana.
Peki, neydi “Anadolu irfanı”?
Cevap verdi Hafız: “Farklılıkları, ayırıcı ve parçalayıcı bir etken olarak değil, bir zenginlik kabul eden Anadolu irfanı; değişik ırk, dil, din, mezhep ve görüşlere sahip insanlarla karşılıklı hoşgörü içerisinde yaşamayı, sosyal ilişkilerde başkalarını kendinden önce düşünmeyi ve şefkat ve merhameti esas alır…”
Adına “Anadolu irfanı” dediğimiz realitenin bu şehirdeki karşılığı, milletin her şeyin farkında olduğu gerçeğidir. Kuyudaki Yusuf’un Mısır’a Sultan olmasıyla taçlanan yolculuğu, bugün de her şeyin farkında olan milletin azmiyle daha nice Yusufları Sultan etmeye yetti, bundan sonra da yetecektir elbette.
Dolayısıyla, Mehmet Kemal Yazıcıoğlu bu şehri “ayrısız-gayrısız” kucaklamayı başarmış bir Başkanlık örneğiyle -tıpkı babası gibi- gücünü yalnız halktan alarak yoluna devam ediyor. Çok çalışıyor, çabalıyor, gecesini gündüzüne katıyor, adaletten ayrılmadan şehrin her tarafını arşınlıyor. Zamanı geriye almışçasına, sanki babasının ruhu dolaşıyor Tokat sokaklarında; aynı heyecan, aynı çeviklik, zindelik, yorulmak nedir bilmeyen koşturmaca içerisinde.
Ve fakat yolu dikenli, tezgah dolu, taşlık, kayalık… Ama O, gül bahçelerinden geçtiğini varsayıyor.
Kalbine İnşirah ferahlığı dilemek de milletin duasıdır…