Ulvi Gelbal yazdı: “Bu ülkenin en büyük problemi, zamların hızına alışıp, insanların geçim hakkını “pazarlık konusu” yapmasıdır.”

Markette poşet 50 kuruştu, 1 Ocak itibariyle 1 TL olmuş. Bir günde, bir kararla, bir etiketle yüzde 100… Kimse “Bütçe dengesi” demedi, kimse “Enflasyonla mücadele” diye nutuk atmadı, kimse “Zam zamanı değil” diye ekranlara çıkmadı. Çünkü poşet zamlanınca itiraz eden çok olmuyor; itiraz etsen de “Ne var canım, 1 lira” denip geçiliyor. O “ne var canım”ın içinde ise memleketin en ağır cümlesi saklı: Küçük görünen her artış, büyük bir hayat pahalılığı düzeninin parçası.

Poşet meselesi bir sembol. Üstelik görünür bir sembol. Kasada herkes görüyor, herkes ödüyor, herkes aynı yerden yakalanıyor. Bir evin haftalık market alışverişi, bir çocuğun beslenme çantası, ay sonunu denkleştirmeye çalışan emeklinin “şundan vazgeçeyim” diye yaptığı hesap… Hepsinin üzerinde poşet gibi küçük ama inatçı bir yük var. Bugün 1 TL olan poşet, yarın başka bir şey olur. Önemli olan şu: Zamlar gündelik hayatın içine sinsice yerleşirken, maaşlar aynı hızla yerleşemiyor.

İş emekli maaşına, memur maaşına, asgari ücrete gelince tablo birden değişiyor. O zaman “kaynak nerede?” sorusu başlıyor. O zaman “bütçe yükü”, “fiyatlama davranışları”, “enflasyon baskısı” konuşuluyor. Sanki poşete yüzde 100 zam yapmak enflasyonu hiç etkilemiyor da, emeklinin sofrasına birkaç lokma daha koyacak artış ülkeyi krize sokuyor. Sanki kasada fiyatlar artarken ekonomi yönetilebilir, ama maaşlar artarken yönetilemez.

Asıl sorun, zamların “olağan”, maaş artışlarının “istisna” sayılması. Bu düzende fiyatlar koşuyor, gelirler yürüyor. Fiyat etiketleri asansör gibi çıkıyor, maaşlar merdivenden nefes nefese tırmanıyor. Aradaki mesafe büyüdükçe büyüyor; sonra da bize “sabredin” deniyor. Sabır istenen hep aynı kesim: emekli, işçi, memur, çiftçi, esnaf. Sabır isteyenler ise çoğu zaman market rafına bakmayanlar.

Poşet zammı üzerinden konuşmak hafif gibi durabilir. Ama değil. Çünkü bu zam, gündelik hayatta “her şeyin arttığı” hissinin somut bir kanıtı. İnsanlar en çok kasada anlıyor. Ne aldığını değil, ne alamadığını kasada görüyor. Poşetiyle beraber aldığı şeyler azaldıkça, eve taşıdığı yük artıyor. “Bir poşet dolusu” artık eskisi gibi değil; poşet doluyor ama sepet dolmuyor.

Bir de işin psikolojisi var. Poşet parası bir nevi “son uyarı” gibi. “İstediğin kadar hesapla, sonunda yine ödeyeceksin” duygusu. Bu duygu büyüdükçe toplumun morali düşüyor. Moral düşünce üretim düşüyor, tüketim daralıyor, gelecek planı siliniyor. İnsanlar ihtiyaçlarını değil, mecburiyetlerini seçiyor. Bu, sadece ekonomik bir mesele değil; sosyal bir yıpranma.

Elbette “poşet kullanmayın, bez çanta alın” diyenler olacaktır. Doğru, çevre için bez çanta önemli. Ama mesele çevre bilinci değil; mesele adalet duygusu. İnsanlar bugün poşetin pahalı olmasına değil, hayatın pahalı olmasına isyan ediyor. Poşet sadece kasadaki görünen yüz. Asıl zam; kirada, mutfakta, faturada, okul masrafında. Poşet 1 TL oldu diye değil; her şey “bir tık” daha ulaşılmaz olduğu için öfke birikiyor.

O halde soruyu tersinden sormalıyız: Poşete yüzde 100 zam yapılabiliyorsa, maaşlara neden aynı refleks gösterilmiyor? Üstelik maaş artışı “lüks” değil, geçim hakkı. Emekli maaşı bir sadaka değil; yılların alın terinin karşılığı. Asgari ücret bir “nasip” değil; bir işçinin ay boyunca verdiği emeğin bedeli. Memur maaşı bir “yük” değil; kamunun işleyişinin temeli.

Bu ülkenin en büyük problemi, zamların hızına alışıp, insanların geçim hakkını “pazarlık konusu” yapmasıdır. Market poşeti bize şunu hatırlatıyor: Hayat pahalı, ama en pahalı olan şey, emeğin ucuz görülmesi. Emeğin değeri düşerse, toplumun değeri düşer. Bu kadar basit.

Belki de bu yüzden poşet zamları konuşulmalı. Çünkü poşet, aynı zamanda bir ölçü birimi: Halkın alım gücünün ölçüsü. Poşet 1 TL’ye çıktıysa mesele poşet değildir; mesele, bu ülkede geçimin bir lüks haline gelmesidir.

Bugün kasada poşete 1 TL veriyoruz. Yarın başka bir şeye yüzde 100 zam gelecek. Peki biz neye yüzde 100 zam aldık? Emekli neye yüzde 100 zam aldı? Asgari ücretli neye yüzde 100 zam aldı? Memur neye yüzde 100 zam aldı?

Cevap çok tanıdık: Zamlar hızlı, maaşlar yavaş. Bu dengesizlik sürdükçe ve bu fark büyüdükçe, geçim hesabı her geçen gün daha da zorlaşacak.