Gündem Köşesinde Cemalettin Yarkın yazdı: “O hainliğe daha başından engel olunamaz mıydı, yani Kıbrıs’taki gibi.”

Geçenlerde TBMM’de yaşanan bir polemik, sıradan/siyaseten bir atışma sayılabilir miydi? İktidar kanadından grup başkanvekilinin, muhalefet kanadından grup başkan vekiline yönelerek; “Müslümanlar öldürülürken gıkınız çıkmazken, Aleviler öldürülünce tantana yapıyorsunuz” şeklinde bir polemikti bu ama herhalde maksadını aşmıştı. Ve üstelik ana muhalefete yönelik ithamın gerçekliği de yoktu. Söz konusu atışmanın çıkış noktası ise, henüz suların durulmadığı Suriye’de, Alevi toplumunun yer yer saldırıya uğramasıydı.

Meselenin asıl düşündürücü ve can yakıcı yanı ise; uzak geçmişten yakın geçmişe, yüzyıllara yayılan mezhepsel ayrışmaların yol açtığı ağır bedellerdir. Aslında bu ayrışmaların nedenleri dini ve ilmî değil, siyasi ve ideolojiktir. Aynı zamanda yüce İslam dininin özünden uzaklaşarak bağnazlığa sapmaktır.

Temelde İslamiyet öz değerleri itibariyle bölünme ve ayrışmalara elverişli değildir. Çünkü islami inanç, din seviyesine yükselebilen tek inançtır. Çünkü, basiret üzere inanç olduğu ve pozitif bilimle de ispat edildiği bilinmektedir. Bu bilgi ayet-i kerimeyle de sabittir. İşte bundan dolayıdır ki İslamiyet son din, Hz. Muhammed son peygamber, Kur’an-a kerim son kitaptır.

İslamın bölünmeye elverişli olmayan özü noktasında, Hz. Ali’nin “fark + cem = Tevhid” formülü; aslında sünniler ve alevilerin birbirlerinden uzaklaşmalarına değil, yakınlaşmalarına yol açacak bir temel gerçeğin ifadesidir. Çünkü kulun “ALLAH’a ulaşması yolunda; amellerle ulaşmak FARK; ALLAH’a yine ALLAH ile ulaşmak CEM… CEM: olağanüstü fiiller; FARK: olağan fiiller… Mucize ve kerametler CEM; yaratılmışların normal fiilleri FARK… CEM ve FARK’ın birlikte olması hali gerçek TEVHİD… Demek ki islami düşünüş ve kavrayış sistemi; birbirinden ayrı yollar halinde değil, iç içe halkalar durumundadır. Aslolan TEVHİD ve HAKİKAT’tir. Bu gerçeğe ulaşan YUNUS EMRE şöyle demiş:

“Şeriat, tarikat yoldur varana

Hakikat, marifet ondan içeri”

Ülkemizin de gerçeği, ayrışmayı, bölünmeyi değil, cem olmayı, bütünleşmeyi öngörmektedir. Bu öngörü aynı zamanda, tarihsel ve jeopolitik anlamda yön gösteren bir pusuladır.

Ve halen TBMM’nde teşkil edilen “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” da başka açılardan; Milli birlik ve beraberliğimizi pekiştirmek üzere, etnik ayrılıkçı-bölücü kalkışmalara artık bir son vermek maksadına matuftur. Bu maksat aynı zamanda TÜRKİYE CUMHURİYETİ’nin kuruluş değerleriyle ve kurucu iradeyle bütünleşik olmalıdır. Genel toplumsal beklenti de bu yöndedir.

….. …. ….. …..

Milli Bayrağımız 5 santim dahi aşağı çekilemez

Tarih: 14 AĞUSTOS 1996, KIBRIS’ta benzer bir olay vuku bulmuştu. Türk bölgesiyle Rum bölgesi arasındaki tampon alanda direğinde çekili TÜRK bayrağı, bir Rum militanca aşağı çekilmek üzereyken orada hazır bulunan bir Türk subayı tarafından vurularak alaşağı edilmiş, bayrağımız ise dalgalanmaya devam etmiştir.

Benzer olay, Tarih: 22 OCAK 2026. Nusaybin – Kamışlı sınır hattındaki Türk Bayrağı, bozguncu bir güruh tarafından direğinden aşağı indirilmiş, yırtılmış ve çiğnenmiştir. Güvenlik gücü failleri yakalayıp tutuklamıştır. Ancak, o hainliğe daha başından engel olunamaz mıydı, yani Kıbrıs’taki gibi. Bu da bize ders olsun!...