Gündem köşesinde Cemalettin Yarkın yazdı: ““Nûr, başka varlıkları gösteren, açığa çıkaran şeydir. Bütün varlıkları açığa çıkarıp gösteren ALLAH’tır.”
NÛR Suresi – 35. Ayet: “ALLAH, göklerin ve yerin nûrudur. O’nun nûrunun misali, içinde kandil bulunan içe açık bir pencere gibidir. Kandil cam içindedir; cam, pırıl pırıl ışık veren bir yıldıza benzer; ne yalnız doğunun, ne de yalnız batının ürünü olan mübarek zeytin ağacından yakılır. Onun yağı ateş dokunmasa bile neredeyse ışık verir; nûr üstüne nûrdur. ALLAH, (gerçeği anlayabilsinler diye) insanlara bir takım misaller verir.”
Bu ayet-i kerime, her okuyana bir ‘muamma’ etkisi yaratır; ancak derin bir anlam ve hikmet taşıdığına hiç şüphe yok. Ayet üzerinde çok yorumlar yapılmıştır. Tasavvuf erbabı buna geniş yer vermiştir. Bunların çoğuna göre; ALLAH gökleri ve yeri güneşle aydınlatıp karanlık perdesini kaldırmıştır. Zeytindeki yağ, nasıl ışık ve enerji kaynağı ise, evreni aydınlatan Güneş’in yakıtı kendisindendir. Burada kapalı bir benzetme söz konusudur.
Başka bir yoruma göre; ALLAH göklerdeki ve yerdeki şeyleri kendi nûruyla doğru bir düzene ileticidir. Birbirinin üzerine yedi kat olan semayı yaratan O Rahman’ın bu yaratmasında hiç bir düzensizlik bulamazsın.
Diyanet İşleri eski başkanlarından, KUR’AN uzmanı Prof. Dr. Süleyman ATEŞ’in toplamda 1800 sayfalık Kur’an-ı Kerim Tefsiri’nde, NÛR Suresi 35. Ayet yorumlarına geniş yer verilmiştir. Örneğin, Ubeyy bin Kâb’ın yorumu!. Hz. Muhammed Peygamber (Essalat-ü vesselam)’ın çok yakınında yetişmiş büyük sahabi ve âlim Ubeyy bin Kâb’a göre bu ayet; “ALLAH’ın, kalbine koyduğu KUR’AN’ı okuyan mümini temsil eder.” ALLAH’ın sevdiği kalb, en ince, en sert (yani içindeki HAK sevgisini en iyi koruyan) ve en temiz olanıdır. Lâmba, kalbdeki iman nurudur. Mübarek ağaç lâmbanın yakıtıdır. Akıl, şeriat, fıtrat ve vahiy kanıtları onda birbirine uyar. O kimsede akıl ile nakil asla çatışmaz, aksine birbirini doğrular. İşte bu, nûr üstüne nûr alametidir.”
Âyetin sonunda ALLAH’ın, dilediğini nûruna ileteceği, O’nun her şeyi bildiği vurgulanıyor. Bundan, burada tanımlanan ALLAH nûrunun, KUR’AN-ı Kerim olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Kur’an-ı Kerim, başka sûrelerin âyetlerinde de nûr olarak nitelendirilmiştir.
Bir önceki âyette (34. ayet) ALLAH’ın; Kur’an âyetlerini her şeyi açıklayan, öncekilerin olaylarını aydınlatan, korunanlara öğüt olarak indirdiği” bildiriliyor.
35. Âyette de KUR’AN âyetlerinin gökleri ve yeri aydınlatan ALLAH’ın nûrundan taştığı, o kaynaktan taşan bu nûrun yakıtının hiç tükenmeyeceği; ateş değmeden ışık verdiği ve sürekli olarak insanları aydınlatmaya devam edeceği bir temsil olarak anlatılmıştır.
İslam âlimi ve filozof İmam-ı Gazâlî özetle şöyle diyor:
“Gerçekleri açıklayan, doğru yolu gösteren vahiyler nûrdur. Çünkü vahyi Elçi’ye getiren Melek’tir. “Onu senin kalbine güvenilir ruh indirdin (Şûara S.-193), “De ki: Kutsal Rûh onu Rabbinden gerçek olarak indirdi.”. Demek ki Elçi’nin kalbine akan nûr, ona Melek aracılığı ile verilmektedir. Melek de bu nûru ALLAH’tan alır. Bu nûrun kaynağı ALLAH’tır. O’ndan meleğe, melekten de Elçi’ye, Elçi’den de insanlara taşar.”
“Nûr, başka varlıkları gösteren, açığa çıkaran şeydir. Bütün varlıkları açığa çıkarıp gösteren ALLAH’tır. Öyle ise ALLAH, gökleri ve yeri gösteren nûrdur. Gökler ve yer, O’nun tecellisinin eseri, O’nun parıltısıdır, O’ndan taşmıştır.”
NÛR ayet-i kerimesi ve yorumları, herhalde ve en azından bize şunu mu anlatıyor, sorguluyor ya da soruyor?!. ALLAH’ın nurunu; bütün evreni, gökleri ve yeri; canlı-cansız bütün varlıkları kuşatan o nûru hissediyor musunuz? O’nun parıltısı ile gözleriniz kamaşıyor mu? Ve bu hissiyatınızla göğsünüz genişliyor, içiniz ferahlıyor mu? Ve böylece yaşantınıza yeni bir anlam katabiliyor musunuz?..
Cemalettin YARKIN
TOKAT – 26/02/2026