E. Tarım İl Müdürü Yaşar Kavak yazdı: “Meteorolojik göstergeler 2026 yılı için umut veriyor. Evet, temkinli olacağız. Ama karamsar da olmayacağız.”
Tarım sektörü, risklerin hiçbir zaman eksik olmadığı bir alandır. Ama aynı zamanda duası bol, emeği kutsal, hesabı doğru yapılırsa bereketi de bol bir alandır. Bu topraklarda bereket gökten yağan yağmur ile birlikte akla, tedbire, planlamaya ve alın terine de bağlıdır.
İşte tam bu noktada, 2026 tarım yılına dair veriler bizlere temkinli ama güçlü bir umut veriyor.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan Normalin Yüzdesi Metodu (PNI) esaslı 2026 Ocak ayı meteorolojik kuraklık haritasına baktığımızda, Türkiye’nin büyük bölümünde “normal ve üzeri” yağış koşullarının hâkim olduğu görülüyor. Bu tablo, kış mevsimine iyi bir başlangıç yapıldığını gösteriyor.
Başka bir ifadeyle; Toprak suya doyuyor. Barajlar ve yeraltı su kaynakları nefes alıyor. Tarım için zemin sağlamlaşıyor.
Elbette şunu açıkça ifade etmek gerekir: Tarımda kesinlik yoktur.
Don olur, dolu olur, kuraklık ansızın kapıyı çalar, pazar şartları bir gecede değişebilir. Ancak tarımda başarı, “risk yoktur” demekle değil; riski zamanında görmek ve yönetmekle mümkündür.
Bugünkü meteorolojik göstergeler bize şunu söylüyor:
2026 yılı için bereket ihtimali güçlüdür. Bu tablo özellikle hububat, bakliyat ve yem bitkileri açısından umut vericidir.
Kış yağışlarının normal seyretmesi; Buğdayın sağlıklı kök tutmasını, Arpanın güçlü kardeşlenmesini, Mera ve çayırların canlanmasını sağlar. Bu durum hayvancılık için yem maliyetlerinin düşmesi, üretici için nefes alınması demektir.
Meyvecilikte ise yeterli soğuklanma ve toprak nemi, bahar aylarında sağlıklı bir çiçeklenmenin kapısını aralar. Ancak altını kalın çizgilerle çizmemiz gereken bir gerçek var:
Bereket kendiliğinden gelmez. Bugün çiftçimizin yapması gerekenler bellidir: Toprak analizini ihmal etmemek, Suya göre ürün planlaması yapmak, İklim verilerini dikkate alan ekim takvimleri uygulamak.
Devletin sorumluluğu ise;
Girdi maliyetlerini kontrol altında tutmak, Erken uyarı sistemlerini güçlendirmek, tarımsal sigortayı yaygınlaştırmak ve tarımsal destekleri artırarak devam ettirmek.
Çünkü rakamlar bize tarımın ne kadar kırılgan olduğunu açıkça gösteriyor.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2025 yılında ekonomi yüzde 3,6 büyürken, tarım sektörü yüzde 8,8 küçüldü. Aynı dönemde inşaat yüzde 10,8 büyüdü, sanayi ise yüzde 2,9 ile genel büyümenin altında kaldı.
Tarımsal küçülen tek sektör oldu
Türkiye ekonomisinde bazı sektörler büyüme kaydederken, tarım sektörü ne yazık ki yüzde 8,8 oranında küçüldü. Bu tablo, tarımın ne kadar kırılgan bir yapıya sahip olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.
Kuşkusuz bu küçülmenin arkasında yalnızca ekonomik nedenler yoktur. Geçtiğimiz yıl yaşanan ve yaklaşık 70 ilimizi etkileyen don olayları, kuraklık, aşırı yağış ve diğer meteorolojik afetler üretimi ciddi şekilde olumsuz etkilemiştir.
Tarım doğrudan iklime bağlı bir sektör olduğu için, doğadaki her olumsuzluk üretime ve dolayısıyla ekonomiye yansımaktadır.
Bir yıllık emeğin birkaç saatlik don olayıyla zarar görmesi, üreticinin moralini ve üretim kapasitesini zayıflatmaktadır. Bu nedenle tarımda risk yönetimi, erken uyarı sistemleri, tarım sigortası ve iklim uyumlu üretim modelleri her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Bu tablo, tarımın ihmal edilmesinin bedelini açıkça ortaya koyuyor.
Sonuç olarak; Meteorolojik göstergeler 2026 yılı için umut veriyor. Evet, temkinli olacağız. Ama karamsar da olmayacağız. Çünkü bugün elimizdeki veriler, toprağın bu yıl çiftçiye sessizce şunu söylediğini gösteriyor:
“Ben hazırım.” Dua bizden, Tedbir bizden, Bereket Allah’tan…
İnşallah 2026; üreticinin yüzünün güldüğü, toprağın hakkının verildiği bir yıl olur.
Unutulmamalıdır ki tarım yalnızca bir ekonomik faaliyet değil; gıda güvenliği, kırsal yaşam ve milli güvenlik meselesidir.