Tokat’ın Erbaa ilçesinde doğa ve tarım savunucuları ile sanayi girişimleri bir kez daha karşı karşıya geldi. Gümüşalan, Pınarbeyli ve Çamdibi köylerinin tam merkezinde, yerleşim birimlerine nefes mesafesinde kurulması planlanan patlatmalı taşocağı ve kırma-eleme tesisi projesi, bölge halkı için bardağı taşıran son damla oldu. CHP Tokat Milletvekili Kadim Durmaz, köylülerin feryadına kulak vererek, hazırladığı kapsamlı dosya ve soru önergeleriyle meseleyi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) en sıcak gündem maddelerinden biri haline getirdi.
Durmaz; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığına ayrı ayrı başvurarak, projenin sadece bir ticari faaliyet olarak görülemeyeceğini, doğrudan binlerce insanın yaşam alanına müdahale anlamı taşıdığını vurguladı. Mevcut taşocaklarının yarattığı kamyon trafiği, yollardaki tahribat ve bitmek bilmeyen toz bulutları zaten bölge halkını bezdirmişken, yeni bir patlatmalı tesisin eklenmesinin sosyal bir krize kapı aralayacağı ifade ediliyor.
Deprem Riski ve Çevresel Tehditler Mercek Altında
Milletvekili Durmaz’ın önergelerindeki en kritik noktalardan birini, bölgenin jeolojik hassasiyeti oluşturuyor. 13 Mart 2026 tarihinde Niksar merkezli yaşanan 5.5 büyüklüğündeki sarsıntı, bölgenin Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerindeki kırılganlığını bir kez daha kanıtlamıştı. Durmaz, bu sarsıntının ardından zemin etütlerinin yeniden yapılıp yapılmadığını sorgulayarak; deprem riski taşıyan, heyelan ihtimali yüksek bir sahada dinamit patlatılmasının kamu güvenliğini hiçe saymak olduğunu belirtti.
Bakanlıklara yöneltilen teknik sorularda; ÇED sürecinin hangi aşamada olduğu, bölgedeki tarihi kalıntılar için sit alanı incelemesi yapılıp yapılmadığı ve havaya salınacak partiküllerin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin bilimsel raporlarla desteklenip desteklenmediği soruldu. Durmaz, sadece kağıt üzerindeki prosedürlerin değil, bölgenin gerçek zemin güvenliğinin ve ekolojik dengesinin esas alınması gerektiğini savunuyor.
Kelkit Vadisi’nin Tarımsal Geleceği Tehlikede mi?
Projenin tarımsal boyutu ise Erbaa’nın ekonomik can damarlarını ilgilendiriyor. Kelkit Vadisi’nin eşsiz mikrokliması sayesinde Erbaa, bugün çiçekçilik ve süs bitkileri üretiminde Türkiye’nin parlayan yıldızı konumunda. Yaklaşık 640 dekarlık alanda 120 üreticinin ter döktüğü, 1.500 aileye ekmek kapısı olan ve 85 ülkeye yapılan 105 milyon dolarlık ihracatla ülke ekonomisine devasa katkı sunan bu sektör, taşocağı tehdidi altında.
Durmaz, patlatmaların ve oluşacak tozun sadece bitki gelişimini durdurmakla kalmayacağını, yer altı su kaynaklarının yönünü değiştirerek bölge tarımını tamamen kurutabileceğini hatırlattı. Kelkit Vadisi’nin korunmasına yönelik Avrupa Birliği raporlarına da atıfta bulunan Milletvekili, gıda güvenliğinin bu denli kritik olduğu bir dönemde, stratejik tarım arazilerinin taş ve kum uğruna feda edilmesinin "telafisi imkansız bir hata" olacağının altını çizdi.
Küresel Hedefler ve Yerel Gerçekler Çelişkisi
Haberin en dikkat çekici detaylarından biri de Türkiye’nin uluslararası arenadaki taahhütleri ile yereldeki uygulamalar arasındaki tezatlık oldu. Türkiye, 2026 yılının Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek olan COP31 İklim Değişikliği Konferansı’na ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, Erbaa’daki bu ısrar, çevreci politikalarla çelişiyor.
Kadim Durmaz, Emine Erdoğan öncülüğünde yürütülen "Sıfır Atık" projesi ve yeşil kalkınma hedeflerinin her fırsatta dile getirilmesine rağmen; yerelde valiliklerin ve müdürlüklerin doğayı tahrip eden projelere geçit vermesini sert bir dille eleştirdi. Durmaz, Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelede samimiyet sınavının Erbaa’dan geçtiğini belirterek; her iki bakanlığa da halkın itirazlarının ne zaman dikkate alınacağını ve "kamu yararı" ilkesinin bu projede nerede olduğunu sordu.




