Dr. Öznur Özbek yazdı: "Anneliği asıl var eden, bir ruhun içine sevgiyle üflenen o aidiyet duygusudur."
Her yıl Mayıs ayının ikinci pazar günü, vitrinlerin süslendiği, hediyelerin yarıştığı o tanıdık telaş..
Ama belki de o günün en değerli hediyesi, aceleyle alınmış bir paket değil; içten söylenmiş birkaç cümledir.
“İyi ki varsın” demek, yıllardır fark edilmeden yapılan fedakârlıkları görmek, çocukluğumuzun sessiz kahramanına biraz olsun vakit ayırabilmek..
Hayatın en yorucu günlerinde sessizce omuz veren, düşerken ilk elini uzatan, çoğu zaman kendi yorgunluğunu biz fark etmeyelim diye saklayan biridir anne.
Mayıs’ın ikinci pazarı geldiğinde, insanın içini aynı duygu kaplar.
Minnet..
Ancak asıl mesele, o şık hediye paketlerinin ardındaki bir ömre yayılan görünmez emeği görebilmekte..
Çünkü anne olmak, sadece bir canı dünyaya getirmek değil; o cana dünyalar vermek, bir ömrü ilmek ilmek karşılıksız bir sabırla dokumaktır.
Sadece doğuran değil, emek veren annedir.
Hayat bazen rolleri tek bir omuzda birleştirir. Evladına hem bir çınar gibi gölge olan hem de bir annenin zarafetiyle yaralarını saran babalar da bu kutsal duygunun sessiz ortaklarıdır.
Annelik sadece biyolojik bir süreç değil; uykusuz gecelerin, verilen emeklerin ve her türlü canlıyı sarmalayan o devasa şefkat kalkanının adıdır.
Anneliği asıl var eden, bir ruhun içine sevgiyle üflenen o aidiyet duygusudur.
Bazı annelerimiz yanımızda, bazıları kilometrelerce uzakta, bazılarıysa artık sadece hatıralarda..
Ve "Cennet annelerin ayakları altında..”
Huzur, o sessiz emeğin ve karşılıksız rızanın içinde..
Ya evladını kaybedenler?
Onlar için annelik bitmez; sadece şefkatleri mekan değiştirir, sevgileri başka bir aleme uzanır.
O tarifsiz acı ve hüzün, silinip giden bir iz değil; zamanla rengini değiştirip başka suretlere bürünerek yoluna devam eden bir gölgeye dönüşür.
Yavrusunu toprağa veren ama sevgisini gökyüzünde yaşatan yaralı yürekler, anneliğin belki de en ağır, en vakur imtihanını sırtlanırlar. Onların sessiz vefası, bu dünyadaki en büyük hakikattir.
Sadece insanlara mahsus değildir bu duygu. Doğada, yavrusu için canını siper eden her canlı, o evrensel "yaşatma iradesinin" bir parçasıdır. Vefa ise bu tablonun en kritik rengidir.
Kadınlığı sadece annelik üzerinden tanımlayıp, anne olmayanları ya da olamayanları; kişinin iç dünyasını, taşıdığı sevgiyi, kırgınlıklarını, mücadelelerini ve sessiz fedakarlıklarını görmeden verilen yüzeysel bir hüküm olan "vefasız" ya da "eksik" kelimeleri ile görmek, insanın kalbindeki yüceliğe haksızlıktır.
Vefa bir karakter meselesidir; hiç çocuk sahibi olmayıp hayatını başkalarına, iyiliğe ve merhamete adayan nice kadın, o kutsal annelik enerjisini dünyayı güzelleştirmek için kullanır.
Bu özel gün bir son değil, bir farkındalık başlangıcı olmalı.
Bu günün değeri, kutlanıp unutulmasında değil; bilinç uyandırmasında saklı olmalı.
Bu özel gün, yalnızca bir takvim yaprağı değil; duyarlılığın başlangıcı olmalı.
Asıl anlam, bugünü geçirmek değil; bugünün hissettirdiklerini sürdürebilmek olmalı.
Bu gün bir sonuç değil, daha derin bir anlayışın ilk adımı olmalı.
Bir anne için en büyük ödül, yetiştirdiği evladının gözündeki o samimi takdir ve vefa dolu bakıştır.
Bir annenin emeğini taçlandıran şey, evladının taşıdığı sevgi ve minnettarlıktır
Vefanız bol, gününüz kutlu olsun.
Dr. Öznur ÖZBEK