Salih Ertaçoğlu yazdı: “Ülke, gerçek bir demokrasiyle huzura kavuşabilir. Herkes yaşananlardan, yaşatılanlardan ders almalıdır.”

Cumhuriyet, demokrasi, hukukun üstünlüğü, tarafsızlığı, en önemlisi de “egemenliğin kayıtsız şartsız millette olması” temel kuraldır.

Uygulanan sistemde, demokrasi ve egemenliğin millette olmasına değer verilmediği, her türlü yetkinin siyasi parti genel başkanlarınca kullanıldığı bir gerçektir.

Bu sütunlarda birkaç kez ifade edilmiştir. Siyasi partiler ve seçim yasaları demokratik yapıya kavuşmalı. Seçmenin bir oyunun ne kadar değerli olduğu bilinmelidir. O ildeki parti teşkilatının ve kayıtlı üyelerinin tercihleri dikkate alınmadan, genel başkanların hazırladığı milletvekili listeleri, belediye başkan adaylıklarının açıklandığı ortama bakar mısınız? Milletvekili kendisine oy verip seçen seçmenleri kaale almadan partisinden istifa edebiliyor. Belediye Başkanları da öyle. Seçmenin hiçbir önemi kalmıyor. Adeta satılıyor.

O milletvekilini, o belediye başkanını seçmenler hakim nezaretinde kullandıkları oylarla sıralamalar kesinleşse istifa nasıl olur, o zaman görmek gerek. Partinden istifa edebilirsin. Seçilmişsen görevinden de istifa edeceksin. Neyin karşılığı bir partiye geçiyorsun anlaşılsın bakalım. Demokrasi, seçmen tercihi ve iradesiyle temsil imkanı bulmalıdır.

Güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönülmelidir. Bütün kararların tek kişinin imzasına bağlanması. Yasama, yürütme, yargının tek elde toplanmış olmasının zararını, bugün milletimiz çok çeşitli mağduriyetlerle fakirleşerek yaşıyor. Hesap veren bir makam da yok, görevlisi de yok.

Ülke, gerçek bir demokrasiyle huzura kavuşabilir. Herkes yaşananlardan, yaşatılanlardan ders almalıdır. Görelim bakalım dün kapkara dediklerine bugün bembeyaz diyenler neyin karşılığı görüş değiştirmişlerdir. Millete açıklasınlar. Çare, gerçek demokrasi, egemenliğin, tercihlerin millette olmasındadır. Gerisi hikaye, masal, havanda su dövmek, milleti yanıltmaktır. Tüm mekanlar, koltuklar geçicidir. Türk milletimiz ebedidir.

Geçen gün gazetemizde bir haber. Milletvekillerimizden biri, şehrimizden geçecek veya bir yatırım için “yeterli hazine arazimiz olmadığı için Tokat yararlanamadı” açıklaması yapıyor. Sayın Vekilim meralarımız, ormanlarımız, yaylalarımız, doğalarımız nasıl elden çıkarıldı? Taş ocağı, maden sahaları, altın aramaları, yanan ormanlarımızın yerine dikilen beton rant binaları, hesleri nereye koymak gerek? Özellikle turistik bölgelerde kıyı şeritlerimizin yandaşa rant için nasıl kıyaklarla elden çıkarıldığını unutmuş olmalısınız.

Sonuçta 15 seneyi geçkin bir sürede, 50 km.lik Tokat – Niksar yolunu hizmete alamadıysanız hatayı hazine arazisinde değil kendinizde aramalısınız. Tokat’ımız coğrafyamızda sanki çıkmaz bir sokaktır. Nüfusu da azalmaya devam ediyor. Şehrimiz de küçülüyor. Nedendir?

Sevgi ve saygılarımla.