Öznur Özbek yazdı: “Gelin, çocukları o daracık şıklardan ibaret görmeyi bırakalım. Onlar birer yarış atı değil.”

Geçtiğimiz günlerde bir konuşmaya kulak misafiri oldum. Ortaokul son sınıftaki bir çocuk annesine ürkek bir sesle, "Denemede üç yanlışım çıktı, ilk bine giremezsem” diyordu. Ailenin yüzündeki o gergin, tatminsiz ifadeyi görmeliydiniz. Üç yanlış, bir başarı değil, bir "başarısızlık" muamelesi görüyordu.

Biz ne ara çocuk yetiştirmeyi bıraktık da yarış atı terbiyeciliğine soyunduk?

Bugün eğitim sistemi ve toplumsal cinnet, çocukları adeta birer skor makinesine dönüştürdü. "Full yapmak" artık bir başarı kriteri değil, sistemde hayatta kalmanın asgari şartı gibi dayatılıyor. Çocuklar daha kendilerini tanımadan keskin bir rekabetin ortasına fırlatılıyor; sınav kağıdındaki netleri kadar sevildiklerini düşünüp kusursuzluk hapishanesine kapatılıyorlar. Henüz 15 yaşındaki çocukların tükenmişlik sendromu yaşaması, kliniklerin sınav kaygısıyla dolup taşması bu yüzdendir.

Madalyonun diğer yüzünde ise suçlayamayacağımız, aksine şefkatle anlamamız gereken ebeveynler var. Hangi anne baba çocuğunun kötülüğünü ister? Buradaki itici güç ne yazık ki sevgiden ziyade korku.. "Eğer bu yarışta öne geçmezse işsiz kalacak, geride düşecek, elenecek" korkusu, aileleri de bu çarkın birer dişlisi haline getiriyor. Sistem öyle bir illüzyon yaratıyor ki, çocuğunu bu delice yarıştan korumak isteyen ebeveyn, kendini "sorumsuz" veya "ilgisiz" hissetmekle cezalandırılıyor.

Ancak gözden kaçırdığımız çok büyük bir hakikat var: Dünya değişiyor.

Ve..

Hayat, optik formlardaki siyah yuvarlaklardan ibaret değil!

Bir çocuğun sınavda sıfır hata yapması mı daha önemlidir, yoksa insana ve canlıya değer veren, dünyaya zarar vermekten sakınan bir vicdana sahip olması mı? Bizim bugün sadece formül ezberlettiğimiz o gençlerin; yarın hayatın iyi gününü de kötü gününü de bilen, arkadaşı düştüğünde ona el uzatan, güçlü değer yargılarına sahip birer "insan" olmasına ihtiyacımız var. Bir sokak hayvanının başını okşamayı, doğayı korumayı, kendisi dışındaki hayatlara saygı duymayı bilmeyen bir çocuk; dünyanın en iyi üniversitesini bitirse ne fayda?

Gelecek "Full Yapanların" Değil, Merhameti Olanlarındır.

Geleceğin dünyasında fark yaratacak olanlar; her soruya doğru şıkkı veren mekanik zihinler değil, doğru soruyu sorabilen, pusulası adalet ve merhamet olan insanlar olacak.

Çocuklarımızın çocukluğunu test çözerken harcadıkları birer "kayıp zaman" olmaktan çıkarmak zorundayız. Bir çocuğun zedelenen ruh sağlığını, kırılan özgüvenini ve çocukluğuna ait çalınmış hatıralarını hiçbir elit üniversitenin diploması geri getiremez

Gelin, çocukları o daracık şıklardan ibaret görmeyi bırakalım. Onlar birer yarış atı değil; bu dünyanın geleceğini kendi vicdanlarıyla boyayacak olan birer insan. Ve hiçbir insan hatasız olmak zorunda değildir; ama her insan içinde bir parça merhamet taşımak zorundadır.