E. Vergi Dairesi Müdürü Ömer Yılmaz yazdı: “Zorlamayın Gömün” / “Alkolün Marifeti” / “Meçhule Giden Tren”

Zorlamayın, Gömün

Ülkemizde çok garip olaylar cereyan ediyor. İşte bunlardan bir tanesi de vefat eden insanların inançlarının ve yaşam tarzlarının defin sırasında dikkate alınmamasıdır. Bunların yaşamlarında sergiledikleri tarz, söylemleri, hayatları ve davranışları da dikkate alınarak defin işlemlerinin ona göre sonuçlandırılması gerekirken buna riayet edilmemesidir. Kişilerin hayatlarındaki davranışları ve tercihleri son yolculuklarına ışık tutmalıdır. Dolayısıyla yaşarken sürdürdükleri hayat tarzı, defin süreçlerini de belirlemelidir.

Şimdi baktığımızda, ömrü boyunca İslam'a karşı durmuş, İslam'ın değerleriyle savaşmış, adeta onlarla mücadele etmiş, her platformda eleştirmiş ve bunu bir kahramanlık edasıyla sürdürmüş, bundan da nemalanmış bazı insanların vefatlarında, kendi tercihleri olan bu yaşam biçimine uygun defin işlemlerinin yapılması onların en doğal ve tabi hakkıdır diye düşünüyorum.

Bu pencereden bakıldığında, ülkemizde bu tür yaşam tarzına sahip insanlara haksızlık yapıldığını da söyleyebiliriz. Dinî inançlar konusunda İslam zaten herkesi serbest bırakmıştır. İnsanlar kendi tercihlerini kendileri yapıp bu doğrultuda yaşayabilirler. Ülkemizde inançsızlıkla ilgili bir baskı söz konusu olamaz, olmamıştır da.

İnançsızlık doğrultusunda yaşamış, hayatını bu şekilde idame ettirmiş ve noktalamış şahısların vasiyetleri yoksa veya vasiyetlerinde bu konu ile ilgili bir hüküm bulunmuyorsa, yaşam süreçleri göz önünde bulundurularak aileleri ve yakınları tarafından defin işlemlerinin yapılması gerekir.

Diğer taraftan da İslam'a savaş açmış, Müslümanlarla uğraşmış ve bundan çeşitli şekillerde nemalanmış insanların vefatlarında camilere getirilip musalla taşlarına konulmaları, cemaate cenaze namazlarının kıldırılması ve onlar için dua edilmesi bir yerde tezat oluşturmuyor mu? Sorarım burada. Cenaze namazını kılan cemaat bu durumu bilse, "Bize düşman olanın mı cenaze namazını kılıp dua edeceğiz?" deseler ya da mevta tabutta doğrulup, "Ne yapıyorsunuz? Kim size benim cenaze namazımı kılın, beni buraya getirin dedi?" dese ne diyeceksiniz? Ne cevap vereceksiniz?

Kaldı ki Allah'ın dinine savaş açmış bir insana yine bu insanlar tarafından Allah'tan rahmet dilenmesi, Cenab-ı Hakk'ın mağfiret ve affının istenmesi de orada yatan mevtaya saygısızlık değil de nedir?

Niye zorluyorsunuz? Size bu yetkiyi kim verdi? Bırakın adamın yakasını. Zorla güzellik olmaz. Yaşamına uygun şekilde defin edin; ister yakın, ister suya atın, ister toprağa bırakın. Okumayın dua, kılmayın namaz, dilemeyin rahmet. Çünkü mevtanın bunlara ihtiyacı yokmuş. Varsın dediği gibi varacağı yerde Hanya'yı da Konya'yı da görsün.

Bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığı inisiyatif alarak hocaları ve cemaati bu tezatlıktan kurtarmalıdır. Cami, camiye düşmanlık yapanların yeri değildir. Sağlığında bunu açık açık beyan edenler zaten gelmek istemez ve istemiyorlardır. Varsın onların istediği olsun ve istedikleri yapılsın.

Herkes rahat etsin ve sevdiği, peşinden koştuğu, yana yana savunduğu değerlerle beraber olsun.

Cami cemaati de, namazı kıldıracak imam da, mevta da rahat etsin.

Bizden söylemesi...

***

Alkolün marifeti

Basında yer alan bir haber, ister istemez beni derin bir düşünceye sevk etti. Bursa'da vuku bulan olayda yeğen, dayısını öldürmüş ve üç gün beraber kaldıktan sonra taksi durağında söylemesi üzerine olay açığa çıkmış. Polisin olay yerine gittiğinde yaralı bir kadını da bulup hastaneye kaldırdığı belirtildi. Tutulan tutanakta; anne, oğlu ve kardeşi ile birlikte alkol almışlar, sonra oğlunun annesini dövmesi üzerine dayısının kardeşini korumak için müdahale ettiği, çıkan kavgada öldürüldüğü ve annenin yaralandığı kayıtlara geçmiştir.

Aile içinde cereyan eden bu olayda suçlu kim? Bunun iyi analiz edilip derin derin düşünülmesi gerekir. Bakar mısınız olaya; bir anne, kardeşi ile oğlunu karşısına alıp içki âlemi yapıyor, sonrasında oğlu tarafından dövülüyor ve kardeşi korumaya çalışınca da oğlunun hışmına uğrayıp öldürülüyor. Üç gün cesetle beraber kalıyorlar. Bu vahim olay ne yazık ki öncelikle ahlaki açıdan toplumsal çürümemizin bariz bir göstergesi olmuştur.

Bir defa annenin oğlu ve kardeşi ile içki âlemi yapması, Türk toplumunun adet ve geleneklerine tamamen zıt ve aykırı bir durumdur. Annenin böyle kötü alışkanlıklara çanak tutması, bu kaçınılmaz sonun başlangıcı olmuştur. Dinimizde alkolün yasaklanma nedeni, kişinin akıl melekelerini sekteye uğratmasıdır. Akıldan yoksun duruma düşen bireyin neler yapacağını ya da neler yapmayacağını kestirmek hemen hemen imkânsızdır. İyi başlayan bir âlemin sonunun işte böyle bir vahşetle bitmesi muhtemeldir.

Yüce Peygamberimiz, “İçki, her kötülüğün anasıdır.” diyerek bu korkunç felakete yıllar önce işaret etmiştir.

Türk toplumu yıllardır yozlaşması için korkunç saldırılara maruz kalmış, hele de televizyonun yaygınlaşması bu saldırıları doruğa çıkarmıştır. Bir zamanlar dizi ve filmlerde alkol; evlerde, işyerlerinde, bürolarda ve ofislerde adeta su gibi ikram edilerek sıradan ve zararsızmış gibi lanse edildi. Sorarım, burada Anadolu'da hangi evde misafire alkol ikram edilir? Bu sakat iş, tam anlamıyla Türk aile yapısına ve adetlerine zıttır.

Gelinen noktada alkolü çağdaşlık, medeniyet ve ilericilik sananlar hiç de azımsanacak kadar az değildir. Ülkemizde yıllarca toplumun ahlaki değerleri üzerinde oynanan oyun ne yazık ki sonuç vermeye başlamıştır. Tabiri caizse göle çalınan maya tutmuştur. İşte yaşanan, “Bu kadar da olmaz.” cinsinden olay budur.

Artık titreyerek kendimize gelip özümüze dönmenin, dinî değerlerimiz çizgisinde yaşamanın dünya ve ahiret mutluluğumuz için olmazsa olmazımız olduğu anlaşılmalıdır. Yoksa gidişat hiç de iç açıcı değildir ve göstergeler, buna benzer acı ve bir o kadar da düşündürücü vakaların yaşanabileceğini işaret etmektedir.

Bizden söylemesi...

***

Meçhule giden Tren

Nasıl gider bu tren böyle

Habersiz o yöne

İçindekiler uyutulmuş bilmezler bile

Yürürler kendilerince doğru yöne

Oysa tren devam eder yoluna

İçindekiler olmaz farkında bile

Hatta kömür taşırlar lokomotife

Daha hızlı gide diye

Ara ara tren çalar düdüğünü

Kıvrılır akar yılan gibi

Nini sanır raylardan gelen sesi

Tüneller de geçerken avutur içindekilerini

Bazen dikkat etsede içindekileri

Nereye gidiyoruz diye

Biz doğru yolda hep yürüsek de

Neden varamayız hedefe

Tren gider bunları duymaz bile

Çok gürültü yaparlarsa

Yapar acı fren birde

Karışır ortalık düşer herkes kendi derdine

Sakinleşir ortam yürür tren yine

Devam eder yoluna

İçindekiler doğru yola gider yine kendilerince

Aklıları başlarına gelir bir zaman sonra

Anlarlar o zaman

Trenin içindeki doğru yol etmez fayda

İşimiz bitmez derler vagonda

Bize lazım makası değiştirecek kafa

Harekete geçseler de uyandıramazlar

İçindekilerini uyutmuş tren çokta

Bırakın çare aramayı

Bir çoğu alkışlar savunur bile

Oysa tren hızla gider meçhule

Bekler içindekilerini bin bir çile

Tren zehir etti kendilerine dünyayı

Esas sorulacak hesabı o bir dünyada