Siyasetin soğuk dehlizlerinde kaybolan “vefa”, hayatın her alanındaki ağırlığını yitirmeye devam ediyor. Vefa duygusunun egemen olamadığı dünya ise her geçen gün daha da kaotik ve çekilmez olurken, cümle kötülüklere güzel insanların varlığıyla direniyor, hayata tutunmaya çalışıyoruz. Elbette bunun için, Sezai Karakoç’un dediği gibi “Kötülükleri bitiremeyiz, ama iyilikleri çoğaltabiliriz” sözündeki anlayışa sahip olmak gerekiyor.

Çok sevdiğim Ankara’ya ayda en az 1 kez giderim. En son geçtiğimiz hafta gittiğimde Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt’ı da Parlamentoda ziyaret ettik. Sohbetinden keyif aldığımız, engin öngörüsü ve birikimine hayran kaldığımız, bizleri gördüğü her vakit onore ederek gönüllerimize dokunan Beyazıt’ın memleketimiz için gösterdiği çabalarına bir kez daha tanıklık ettik.

Şunu hep söylerim: Yusuf Beyazıt’ın “memleket aklı” ve mayasındaki “millete adanmışlık”, zamanı aşan bir iradenin, tarih ötesi bir hizmetler bütününün tezahürü olarak değerlendirilmeli. Bürokrasideki Vakıflar deneyimiyle bunu ispatlayan, Tokat’a olan sarsılmaz sevgisi ve sadakatiyle bilinen ve sadece şehrimizin değil, tüm ülkenin belleğinde unutulmaz işlere imza atan Beyazıt’ın varlığı, bu kent için en güvenilir sığınaklardan biri.

Dedikodu kazanının her türlüsünün kaynadığı, fitne tohumlarının her gün yeniden serpiştirildiği, yalan, entrika ve tezgahın eksik olmadığı siyaset çarkını dikkate almadan tertemiz işlere imza atan Yusuf Beyazıt, Tokat’ın bütün sorunlarına vakıf haliyle yine her zamanki gibi “dolu dolu” bir sohbete imza attı. Şehir içi ulaşım konusundaki hassasiyet ve çözüm önerilerinden tutun, Tokat’ın bütün meselelerine varana değin, çözümler noktasındaki samimi girişimlerini öğrendik. Kısa süre içerisinde birçok başlanmış projelerin tamamlanması ve yeni projelerin de start alması olası müjdeler arasında yer aldı.

Yazının girişindeki “vefa” vurgusu tüm bunlar içindi. Yusuf Ağabey’in ülkeye, şehre, insanımıza, kültürümüze vefası hayatının mihenk taşı. Kin tutmak nedir bilmeyen, eleştirileri olgunlukla dinleyen ve karşısındakilere değer veren bir yapısı var. Bu insani tarafı zaten hayatının CV’sini oluşturan başarılarının da temeli. Pozitif bakış açısının yansımalarıyla oluşturduğu iyimserliğin memleketin tümüne yansımış olması da şehir için apayrı bir kazanç.

Tabi burada yine tarihçi ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı’yı anmadan geçemeyeceğim yine. Çünkü Ortaylı Hoca entelektüel yapısı, derin bilgisi, birikimi, engin kültürüyle başlı başına bir “deha” ve ülkemizin gururu bir akademisyen. Yani İlber Ortaylı’dan öyle “övgü” almak kolay değil. Ortaylı’nın geçmişte Vakıflar Genel Müdürlüğü görevini destansı hizmetlerle yapan Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt hakkındaki sözleri ne demek istediğimin de kanıtı.

Prof. Dr. İlber Ortaylı Yusuf Beyazıt’ın “sadece bir bürokrat değil, aynı zamanda vakıf kültürünün ve mirasın korunması konusunda titiz bir yönetici olduğunu” vurguladığı açıklamalarında, Beyazıt’ın vakıf arazilerinin yıllardır devam eden istismarının önüne geçen bir bürokrat olduğunun altını çizdi. İlber Hoca, “Yusuf Bey çok iyi bir genel müdürdü. Bütün envantere dikkat etti, kiraları artırdı çünkü uzun yıllar istismar edilen bir alan vardı. Ondan sonra ne yapıldı bilmiyorum; yani dikkat edeceksiniz.” diyerek bir “hakkı” teslim etmiş oldu.

Yani şunu anlayacağız bu sözlerden de: Devlete ve millete sadakat her şeyin temelidir; ancak bu temeli çok çalışmak sağlam kılar. İşte bunu başaran Yusuf Beyazıt hepimize, herkese örnektir ve bu realiteye vicdan, tarih ve Allah huzurunda şahitlik etmek de görevimizdir.