E. Vergi Dairesi Müdürü Ömer Yılmaz yazdı: “Milli Eğitim Bakanlığı'mızın uygulaması yerinde ve konjonktüre uygundur.”

Milli Eğitim Bakanlığı Bakanımız Yusuf Tekin imzasıyla 81 ildeki okullara gönderilen “Ramazan Ayı Etkinlikleri” rehberi çerçevesinde, tamamen gönüllülük esasına dayalı olarak aşağıda belirtilen;
● 4–6 yaş grubu çocukların öğretmenleri eşliğinde camiye götürülmesi,
● Okul öncesi öğrencilerden aileleriyle “Ramazan hazırlığı yaparken ya da dua ederken” fotoğraf çektirmelerinin istenilmesi,
● Çocuklara iftar sofrasının nasıl kurulacağının öğretilmesi,
● Ramazan pidesi, hurma ve davulcu gibi görseller üzerinden etkinlikler yapılması ve çalışmaların “Ramazan’da Cami” köşesinde sergilenmesi, ayrıca “öğle aralarının ibadet saatlerine göre düzenlenmesi” şeklinde etkinliklerin yapılması istenmiştir.
Yüzde doksan beşinden fazlası Müslüman olan bu milletin çocuklarını ilgilendiren ve gönüllülük esasına dayalı bu uygulamadan kim ve kimler rahatsız olabilir? Ancak görüldü ki malum bazı sendika ve sivil toplum örgütleri rahatsız oldu ve soluğu yine yargıda aldılar. Gerekçeleri de yine laiklik.
Din ve maneviyat söz konusu olursa bu kesimin tüyleri hemen diken diken oluyor. Neden acaba, niçin bu tepki? Laiklik nedense hemen akıllarına geliyor, konu rejim sorununa dönüşüyor. Anayasa’ya aykırılıktan dem vuruluyor. Adeta bir kaşık suda fırtınalar kopartılıyor.
Oysa basında yer alan, konunun uzmanlarından Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Adnan Küçük;
“Milli Eğitim Bakanının imzasını taşıyan yazıda kesinlikle Anayasa’ya aykırılık yoktur. İlgili yazıda belirtilen etkinliklerin amaçları hem demokratik laiklik ve din ve vicdan hürriyetine hem de Anayasa’nın başlangıç kısmında yer alan ilkelerle birebir uyumludur. MEB’in genelgesinde belirtilen etkinliklerin amaçları, Anayasa’nın başlangıç kısmında yer alan ‘Türk millî menfaatleri’, ‘Türklüğün tarihi ve manevi değerleri’, ‘Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu’ ilkeleri ile birebir uyumludur.” şeklindeki açıklamasıyla söz konusu genelgenin Anayasamıza aykırı olmadığını ifade etmiştir.
Ne yazık ki malum zümrelerce laiklik kavramı geçmişte de bugün de yanlış yorumlanarak din düşmanlığı şeklinde anlaşılmakta ve uygulanmak istenmektedir. Oysa laiklik; din ve vicdan hürriyetini budayan, engel olan değil; önünü açan, serbesti sağlayan bir ilke olarak modern dünyada yorumlanmakta olup ülkemizde de böyle yorumlanmaya başlanmıştır. Dolayısıyla bu yorumlarla laiklik gerçek zemine oturmuş; laiklik, din düşmanlığı değil, din hürriyetinin güvencesi hâline gelmiş ve toplum da rahatlama hissetmiştir.
Milli Eğitim Bakanımızın konu ile ilgili açıklamalarına göre, okullarımızda bu etkinliğe “hayır” diyenlerin Noel kutlamalarına sessiz kalmaları eleştirisine katılmamak elden değildir. Batı hayranlığı ile atılan adımları alkışlayanlar, öz kültürünün yansıması olan millî ve manevi değerler söz konusu olunca kıvırarak dudak bükmeleri, hatta daha da ileri giderek bildiri yayımlamaları eski alışkanlıklarının depreşmesine ne demeli?
Din, maneviyat ve Türklük gurur ve şuuru ile yoğrulmuş bu aziz millet laiklik kılıfına sarılarak, bilerek ya da bilmeyerek din ve maneviyat düşmanlığı yapılmasını hoş karşılamaz ve karşılamamıştır. Hiç kimsenin korkmasına gerek yok. Milletin çimentosu niteliğinde olan din ve maneviyata kimseye zarar gelmez ve gelmemiştir. Bu böyledir ve böyle bilinmelidir.
Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı'mızın uygulaması yerinde ve konjonktüre uygundur.