E. Vergi Dairesi Müdürü Ömer Yılmaz yazdı: "Müslüman bir kimlik; mümin de alt kimlik olarak bireyi tam manasıyla kuşatmalı ve kontrol etmelidir."
Yıllar önce ilkokulda bir arkadaşımız yazılı kâğıdına “Üç git, beş gel” diye yazmıştı. Öğretmen de tahtaya kaldırıp böyle yazdığı için adamakıllı tokatlayarak adeta haddini bildirmişti.
Şimdi, “Bunu neden yazıyorsunuz, ne alaka?” dediğinizi duyar gibiyim. O zaman gelin, neden yazdığımı isterseniz birlikte irdeleyelim.
Bu dünyadaki dini pozisyonumuz Müslüman. Nüfus cüzdanımızda artık yazmasa da eskiden din hanesinde “İslam” yazıyordu. Bunu baz alalım. Her Müslümanın ahiretin varlığına ve hesap gününe inancı da tamdır, elhamdülillah.
Şimdi, Müslüman olan her insanın yaşam tarzının da buna göre olması dininin bir gereği ve mükellefiyetidir. Bu kapsamda; evinde, işinde, sokakta, ibadetinde, alışverişinde hatta özel hayatında bu kurallar olmazsa olmazıdır. Ticari ahlakı örnek teşkil etmeli, yardımseverliği ve hayır-hasenatı ile etrafında parmakla gösterilmelidir. İbadet ve davranışları gösterişten uzak, huşu içinde olmalı; helal lokma düsturu olmalıdır.
Eğer işçi veya memur ise çalışmasına azami dikkat etmeli, boş yere mesaisini öldürmemeli, işine sahip çıkarak sorumluluklarını tam ve zamanında yerine getirmelidir.
İş sahibi ise çalışanların hakkını zamanında vermeli, şefkatli ve merhametli olmalı, kibirden uzak durarak adaletli davranmalıdır.
İşte buna benzer örnekleri artırabiliriz. Kısaca, Müslüman bir kimlik; mümin de alt kimlik olarak bireyi tam manasıyla kuşatmalı ve kontrol etmelidir. Bunun sonucu olarak da Müslüman, her hâliyle emin bir insan olarak “mümin üst moduna” terfi etmelidir.
Sonuç olarak, dünya yaşamının sonunda okunacak yazılı kâğıdında beş almayı hak etmelidir. İşte bizim yıllar önce arkadaşın üçlük yazılı kâğıdına avanta da beş istemesi, akıbetinin de öğretmenin hışmına uğramak gibi olacağı kaçınılmazdır.
Bilmem, anlatabildim mi?