E. Vergi Dairesi Müdürü Ömer Yılmaz yazdı: “S-400 alımında “Bize kim saldıracak?” diye ahkâm kesmeleri hâlâ hafızalarda tazeliğini korumaktadır.”

Dünyada ne hukuk kaldı ne de düzen. Ne yazık ki adeta gücü yeten yetene döndük. Bu gidişat iyi bir gidişat değil; bundan kârlı çıkan kimse olmaz, olmamıştır da. Zira bu alandaki kazanımlar geçici olur. Gelecekte çocuklarımızı, torunlarımızı iyi günler beklemiyor. Amerika ile İsrail, “dediğim dedik, çaldığım düdük” misali etrafa saldırıp duruyorlar. Amerika’nın Venezuela haydutluğundan sonra değnekçisi ile birlikte İran’ın üstüne çökmeleri, haydutluklarının açık kanıtı oldu. Bu konuda başka bir delil aramaya hiç gerek yoktur. Amerikalı senatörün İran’dan sonra hedefin Türkiye olduğunu söylemesi, geleceğin ipucunu da veriyor. Şimdi yangın kapıya dayanmış durumda; artık bu işin lemi çümü kalmamıştır.

İran’a yapılan saldırı gösterdi ki ülkelerin savunmasının can damarı, hava savunma sistemleri ile hava gücüdür. Bu alanda yeterli hava savunma kabiliyetleri bulunan ve taarruz savaş uçakları olan ülkeler üstünlüğü ele geçirmektedir. Silahlı diğer unsurlar, bunlar yoksa pek de bir varlık gösterememektedir. Bu konuda rahmetli Erbakan’ın, “Atılan füzeleri havada kontrol altına alarak geldikleri yerlere iade etmek teknolojik olarak mümkün; bunu hayata geçirmeliyiz.” dediği bilinmektedir. Şimdi bu tespitin ne kadar doğru ve bilimsel bir yaklaşım olduğu gayet net anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, ülke olarak bu teknolojiyi yakalayıp en kısa zamanda hava gücümüzü millî ve yerli olarak modernize ederek, kimsenin saldırmaya cesaret edemeyeceği bir pozisyonu yakalamamız gerekir. Bunlar kısa vadeli tedbirler olmakla beraber, konunun uzmanlarınca, stratejik silah olan ve zaman zaman sıkışıldığında kullanırız tehdidine başvurulan nükleer silaha da mutlaka sahip olunması gerektiği ve bunu yaparken de Pakistan örnek alınarak sessiz ve dikkatli hareket edilmesi gerektiği ifade edilmektedir.

Bütün bunlar olurken ülkemizin savunma sanayisindeki çabalarını hâlâ anlayıp kavrayamayanlara ne demeli? Ne hikmetse daha önce uçak sanayimiz ile silah ve mühimmat sanayimiz yok edilerek elin gavurlarına muhtaç hâle gelinmiş, bu alanda dışa bağımlı bir konum oluşturulmuştur. Daha da beteri, İstanbul Boğazı’na yapılan köprüye hayır mitingleri düzenlenmiş, Keban Barajı yapımına bile karşı çıkılmıştır. S-400 alımında “Bize kim saldıracak?” diye ahkâm kesmeleri hâlâ hafızalarda tazeliğini korumaktadır.

Hani bir söz vardır: “Kurşun adres sormaz.” Tam da bu duruma göre bir ifadedir. O düşman, Allah korusun, kapıya dayandı mı seni beni gözetmez; silindir gibi üstümüzden geçer. Bunu unutmamak gerekir.

Bu nedenle ülke savunmamız söz konusu olduğunda tek yürek, tek bilek olmalıyız. Olmalıyız da iş bittikten sonra cephede kanının son damlasına kadar savaşan, varını yoğunu imanıyla ortaya koyanları ötekileştirerek karşı mahallenin varoşları olarak görmemeliyiz.

Tıpkı önceden sahneye konulan filmler gibi.