Ulvi Gelbal yazdı: “Tokat “kıyıda köşede kalmış” bir il değildir. Anadolu’nun üretim damarlarından biridir.”
Genç nüfusu tutmak, “bir gün” konuşulacak bir hedef değildir; bugün karar verilecek bir ihtiyaçtır. Tokat’ın göç meselesi bir istatistik değil; her evde bir “iş için giden”, bir “dönmeyi düşünen ama dönemeyen” hikâyedir.
Samsun–Mersin hattında 13 ilde 59 bin hektarlık 16 yeni sanayi yatırım alanı ilan ediliyor; “mega bölgeler”, “yeşil üretim”, “döngüsel ekonomi”, “demiryolu bağlantısı”, “teknoloji koleji”, “lojman” gibi büyük hedefler sıralanıyor. Kâğıt üzerinde bakınca insanın içi açılıyor: Plan var, ölçek büyük, vizyon iddialı. Gayet güzel.
Ama Tokat’a dönüp bakınca, aynı cümle boğazda düğümleniyor: Tokat yok. Peki Tokat’ın suçu ne?
Bu “yok”luk, sadece bir liste meselesi değil. Çünkü yatırım alanı ilanı, haritada bir bölgeyi boyamak değildir; yatırımcıya “gel” demektir. Kamuya “burayı büyüteceğiz” demektir. Gence “iş burada” demektir. Ve bir şehrin kaderi, bazen tam da bu “gel” cümlesinin kurulup kurulmadığı yerde belirlenir.
Daha da çarpıcı olan ise şu: Bakanlık, planın kriterlerini tek tek sayıyor. Deprem/afet riski, su kaynaklarının verimli kullanımı, arazi eğimi, mülkiyet yapısı, tarımsal üretim, demiryoluna yakınlık, sektörel kümelenme… Bu kriterlere bakınca Tokat’ın “dezavantajlı” bir köşe olduğunu söylemek zor. Tam tersine Tokat, Karadeniz–İç Anadolu geçişinde, tarım–sanayi dengesini taşıyan, lojistik potansiyeli olan, üretim kültürü bulunan bir il. Üstelik merkez ve ilçelere yayılmış OSB yapılanmasıyla “sanayiye yabancı” da değil. Buna rağmen yatırım alanı listesinde Tokat’ın olmaması, ister istemez şu soruyu akıllara getiriyor: Mesele gerçekten kriter mi, yoksa tercih mi?
Bir “koridor” anlatısı kuruluyor: Samsun–Mersin hattı… Koridor denince insanın aklına güzergâh üzerindeki illerin birbiriyle tamamlandığı, üretim ve lojistiğin zincir gibi işlediği bir tasarım gelir. Komşu iller listede yer alıyor; koridor mantığıyla uyumlu gibi duran iller var. Ama Tokat yok. Bu da anlatıyla tercihin arasını açıyor. Koridor var, Tokat yoksa, kamuoyu ister istemez “neden?” diye soruyor. Bu soru kötü niyetli değil; tam tersine iyi niyetli bir merak: Tokat bu ülkenin üretim damarlarından biriyse, neden bu hamlenin dışında tutuluyor?
Bu dışarıda bırakılmanın maliyeti yalnızca bugünün yatırım rakamları değildir. Yatırımın olmadığı yerde üretim zayıflar; üretim zayıflarsa istihdam düşer; istihdam düşerse göç hızlanır. Genç nüfusu tutmak, “bir gün” konuşulacak bir hedef değildir; bugün karar verilecek bir ihtiyaçtır. Tokat’ın göç meselesi bir istatistik değil; her evde bir “iş için giden”, bir “dönmeyi düşünen ama dönemeyen” hikâyedir.
Şehirlerin kaderi bazen büyük cümlelerle değil, küçük satırlarla çizilir. Bir listede adının geçmesi, bir bölgeye “yatırım alanı” denmesi; sadece ekonomik değil, psikolojik de bir eşik oluşturur. Yatırımcı için sinyaldir. Banka için güven işaretidir. Tedarikçi için yön tabelasıdır. Üniversite için işbirliği alanıdır. Yerel sanayici için “büyüme” çağrısıdır. Bu çağrı Tokat’a yapılmadığında, Tokat’ın eline tutuşturulan şey, maalesef yine aynı belirsizlik olur: “Bekleyin.”
Oysa Tokat’ın bekleyecek zamanı yok. Tarımın yükü ağır, sanayinin dönüşümü şart, istihdam ihtiyacı yakıcı. Üstelik Tokat’ın geçmişte yaşadığı sanayi kayıpları da hafızada duruyor: Kapanan tesisler, satılan ya da işlevini yitiren üretim alanları… Bunlar bir şehrin ekonomisinde sadece “iş kaybı” değil, aynı zamanda “umut kaybı”dır.
Peki çözüm ne? Kendi görüşlerimi aktarayım.
Öncelikle bu mesele “siyaset” olarak daraltılmamalı. Konuya siyaset üstü bakılmalı ve yaklaşılmalı. Bu konu Tokat’ın hakkı, geleceği ve ülkenin dengeli kalkınma iddiasıyla ilgili. Eğer kriterler Tokat’ın lehineyse, Tokat’ın neden dışarıda kaldığı şeffaf biçimde anlatılmalı. “Uygun yer yok” deniyorsa, bunun hangi rapora dayandığı açıklanmalı. “Demiryolu” bir gerekçe olacaksa, Tokat’ın entegrasyon seçenekleri ve alternatif bölgeleri masaya yatırılmalı.
İkinci olarak, Tokat için somut bir yol haritası ortaya konmalı:
• Tokat’ta yatırım alanına aday bölgeler için teknik değerlendirme,
• Yerel yönetimler, odalar, üniversite ve üretici örgütleriyle takvimli istişare,
• Tokat’ın dâhil edilmesi için net bir çalışma programı.
Üçüncü olarak, Tokat’ın ihtiyacı yalnızca “listeye girmek” değil; bu hamlenin mantığına uygun şekilde, tarım–sanayi–lojistik üçgeninde planlı bir büyüme modelidir. Tokat’ın güçlü tarımsal üretimi, sanayiyle entegre edildiğinde katma değer yaratır. Bu da sadece Tokat’a değil, ülkenin gıda ve sanayi güvenliğine katkıdır.
Son olarak şunları ifade etmek isterim: Bir şehir, bir listeye girmeyince küçülmez belki; ama o liste, o şehrin büyüme imkânını geciktirir. Geciken her yatırım, geciken her istihdam, sonunda göç olarak geri döner. O göç de yalnız Tokat’ın değil, ülkenin meselesidir.
Tokat “kıyıda köşede kalmış” bir il değildir. Anadolu’nun üretim damarlarından biridir. Bölgesel kalkınma iddiası varsa, Tokat’ı dışarıda bırakan her kararın gerekçesi açıkça anlatılmalı; Tokat için de sürecin kapısı derhal aralanmalıdır.
Ulvi GELBAL