Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Serdar Çalışkan yazdı: “Peki, bundan sonrası için ne gibi köklü tedbirler alınmalı?”
Biz Tokatlılar, Yeşilırmak’ın bereketiyle büyüyen, onunla nefes alan bir şehiriz. Ancak doğa, kendi kurallarına saygı gösterilmediğinde ya da iklimin dengesi şaştığında, o sakin nehirlerin nasıl birer canavara dönüşebileceğini bizlere defalarca acı tecrübelerle hatırlattı. Bugün yine gözümüz Yeşilırmak’ta, kulağımız kriz masasından gelecek uyarılarda. Son dönemde yaşadığımız, metrekareye düşen aşırı yağışlar ve beraberinde gelen taşkın riski, şehre adeta nefesini tutturtmuş durumda.
Ancak bugün yaşadıklarımızı sadece "olağanüstü bir doğa olayı" olarak görüp geçiştiremeyiz. Çünkü bu şehrin bir sel hafızası var. Tarihin sayfalarını çok geriye sarmaya gerek yok; Tokat merkezinde Behzat Deresi’nin taşarak esnafı çaresiz bıraktığı günleri, Turhal’da, Zile’de, Niksar ve Erbaa ovalarında tarım arazilerinin, evlerin sular altında kaldığı o zor zamanları dün gibi hatırlıyoruz. Geçmişte yaşanan o felaketlerde canımız yandı, milli servetimiz toprağa gömüldü. O günlerde de "geçmiş olsun" dedik, yaraları sardık ve hayatımıza devam ettik. Peki, o günlerden bugüne heybemize ne koyduk? İşte asıl sormamız ve üzerine düşünmemiz gereken soru budur.
Doğa olaylarını tamamen engellememiz mümkün değil, evet; ancak afetlerin birer felakete dönüşmesini engellemek tamamen bizim elimizde. Bugün Turhal’da mahalleler tedbir amaçlı boşaltılıyor, okullar tatil ediliyorsa, devletimizin reflekslerinin hızlandığını görmek umut verici. Fakat kriz anını iyi yönetmek kadar, kriz gelmeden önce "Dirençli bir Tokat" inşa etmek zorundayız.
Peki, bundan sonrası için ne gibi köklü tedbirler alınmalı? Gelin, hep birlikte bu şehrin bir evladı olarak iğneyi kendimize batırarak sıralayalım:
Yıllardır söylenen ama bir türlü tam olarak hayata geçirilmeyen ilk kural; dere yataklarındaki yapılaşmaya, imar izinlerine kesin ve tavizsiz bir set çekilmesidir. Suyun gideceği yolu kapatırsanız, su gelir sizin evinizin içinden geçer. Doğanın hakkını doğaya teslim etmek zorundayız. İklim krizi kapımızda değil, artık hayatımızın göbeğinde. 20-30 yıl önceki yağış miktarlarına göre tasarlanmış kanalizasyon ve yağmur suyu tahliye hatları artık bu şehri taşımıyor. Tokat merkezi ve tüm ilçelerinde, altyapı sistemlerinin geleceğin ekstrem hava olayları öngörülerek sil baştan, modern mühendislikle yenilenmesi gerekiyor. Almus Barajı’nın doluluk oranlarından, dağlardaki kar erimelerine kadar tüm veriler anlık olarak dijital sistemlerle takip edilmeli. Taşkın riski oluşmadan saatler önce, havzada yer alan tarım üreticileri ve yerleşim yerleri nokta atışı uyarı sistemleriyle mobilize edilmeli. Tokat’ın kalbi tarımdır. Kazova ve Erbaa ovaları gibi üretim merkezlerimizin çevresine, dağlardan gelecek ani yüzey akıntılarını toplayacak "kuşaklama kanalları" yapılmalı. Çiftçimiz ise TARSİM ve benzeri afet sigortaları konusunda hem bilinçlendirilmeli hem de desteklenmeli. Bugün sahada, yağmurun altında canla başla çalışan, bentler kuran, tahliyeleri gerçekleştiren tüm ekiplerimize şükran borçluyuz. Onların emeği, bu şehre duydukları sevginin en somut göstergesi.
Ancak bir daha aynı korkuları yaşamamak, her nisan-mayıs ayında gözümüzü korkuyla gökyüzüne dikmemek için bugünden tezi yok yapısal reformlara odaklanmalıyız. Yeşilırmak bize hayat vermeye devam etsin; ihmalkarlığımız yüzünden gözyaşı dökmemize sebep olmasın. Dualarımız ve kalbimiz kriz ihtimali olan bölgelerindeki her bir hemşerimizle...