E. Tarım İl Müdürü Yaşar Kavak yazdı: “Dünya sessiz ama derin bir kırılmadan geçiyor. Enerji çağının yanına artık “gıda çağı” ekleniyor.”
Küresel sistem bazen büyük kırılmalarını sessiz yaşar. Bugün dünya, işte tam da böyle bir dönemin eşiğinde. Enerji, lojistik ve tarım üçgeninde sıkışan küresel ekonomi artık sadece ticaretin değil, doğrudan sofraların geleceğini tehdit ediyor. Bu nedenle yaşanan gelişmeler, klasik bir ekonomik dalgalanma değil; çok daha derin bir dönüşümün habercisidir.
Dünya Ticaret Örgütü’nün yaptığı uyarılar da bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor. Bu uyarılar sıradan değerlendirmeler değil, yaklaşan bir fırtınanın ilk sinyalleridir.
Orta Doğu’da yaşanan savaş, enerji fiyatları üzerinden tüm dünyaya yayılan bir dalga oluşturuyor. İlk bakışta petrol ve doğalgazı etkiliyor gibi görünse de, bu dalganın en sert çarptığı alan aslında gıda sistemidir. Çünkü modern tarım artık sadece toprağa değil, büyük ölçüde enerjiye bağlıdır. Gübre üretimi enerji ister. Sulama enerji ister. Nakliye enerji ister. Enerji fiyatlarındaki her artış, doğrudan tarlaya; oradan da sofraya zam olarak yansır. Bu yüzden enerji krizleri, aslında görünmeyen bir gıda krizidir.
Özellikle Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri bu kırılganlığın en net örneğidir. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Umman gıda ihtiyaçlarının büyük bölümünü ithalatla karşılıyor. Bazı ülkelerde bu oran %80–90 seviyesine kadar çıkıyor. Tahıl, pirinç, yağlı tohumlar, et ve sebze-meyvenin önemli kısmı deniz yoluyla taşınıyor. Bu durum, enerji ve lojistikte yaşanacak en küçük aksamanın bile doğrudan gıda arzını tehdit etmesi anlamına geliyor. Dahası, mesele sadece fiyat artışıyla sınırlı değil. Asıl risk, arzın kendisinde. Hürmüz Boğazı bugün küresel ticaretin en kritik dar geçitlerinden biridir. Dünya gübre ticaretinin yaklaşık üçte biri bu hat üzerinden gerçekleşmektedir. Burada yaşanacak en küçük kesinti bile zincirleme bir etki yaratır: Gübre akışı durur, üretim düşer, arz daralır, fiyatlar kontrolden çıkar. Bu tablo, başta büyük tarım üreticileri olmak üzere tüm dünyayı etkiler. Artık krizler yerel değil, doğrudan küreseldir.
Bu durumu ülkemiz açısından değerlendiren Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, gübre stoklarında herhangi bir problemin olmadığını söyledi. Bu kapsamda ancak arzı artırma yönünde bazı tedbirler de aldıklarını ve alternatif ülkelerden gübre tedarikinin gerçekleştirilmesi için Ticaret Bakanlığı ile birlikte karar alarak ilgili Bakanlığın bu uygulamayı gerçekleştirmesiyle birlikte bazı ülkelere uygulanmakta olan gümrük vergisini sıfırladıklarını ifade etmiştir. Bu uygularlar ülkemiz açısından olumlu adımlardır.
Öte yandan küresel ticaretteki yavaşlama da tehlikenin boyutunu gösteriyor.
2025 yılında %4,6 büyüyen mal ticaretinin, 2026’da %1,9’a gerilemesi bekleniyor. Bu sadece bir istatistik değil; dünya ekonomisinin nefesinin daraldığının açık bir göstergesidir.
Eğer Orta Doğu’daki gerilim daha da derinleşirse, bu oranların aşağı yönlü revize edilmesi kaçınılmazdır.
Peki bu tablo ne anlama geliyor?
Daha pahalı gıda. Daha kırılgan tedarik zincirleri. Daha fazla yoksulluk ve sosyal gerilim. Özellikle dar gelirli ülkeler için bu süreç hayati bir risk taşıyor.
Gıdaya erişim zorlaştıkça toplumsal huzursuzluk artar. Tarih bize defalarca göstermiştir ki büyük krizlerin çoğu mutfakta başlar. Bugün dünya, petrol krizlerinden daha derin bir gerçekle yüzleşiyor: Gıda, artık yeni stratejik güçtür.
Bu nedenle ülkeler sadece enerji güvenliğini değil, gıda egemenliğini de yeniden düşünmek zorundadır. Yerli üretim, stratejik stoklar ve alternatif tedarik yolları artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Dünya Ticaret Örgütü’nün iş birliği çağrısı bu yüzden son derece önemlidir. Ancak bu çağrı, sadece diplomatik bir temenni olarak kalmamalıdır. Çünkü mesele artık ticaret değil, insanlığın gıda ile olan varoluşsal bağıdır.
Küresel dengeler değişiyor. Enerji hâlâ önemli, ancak artık tek başına belirleyici değil. Gıdaya erişim, üretim ve dağıtım kabiliyeti; ülkelerin gerçek güç unsuru haline geliyor.
Dünya sessiz ama derin bir kırılmadan geçiyor. Enerji çağının yanına artık “gıda çağı” ekleniyor. Çünkü bir ülke enerjisiz bir süre idare edebilir… Ama gıdasız asla. Bu yeni dönemde asıl güç; toprağını koruyan, üretimini planlayan ve gıda arzını güvence altına alan ülkelerin elinde olacak.
Aksi halde bazı toplumlar için sofradaki eksilme, sadece ekonomik değil, doğrudan varoluşsal bir meseleye dönüşecektir.