Ulvi Gelbal yazdı: “Doğru planlama yapılabildiğinde Tokat yeniden çok daha güçlü bir üretim merkezi olabilir.”
Bir şehrin gerçek zenginliği, yükselen binalarında değil; üreten toprağında, bereketli suyunda ve o toprağa emek veren insanındadır. Tokat da tam olarak böyle bir ildir. Bu topraklar sadece ürün vermez; geçim sağlar, istihdam oluşturur, göçü önler, aileyi ayakta tutar, şehri diri tutar. Bu yüzden Tokat’a bakarken sadece bugünü değil, yarını da görmek gerekir.
Tokat, tarım ve hayvancılıkta yalnızca Karadeniz’in değil, Türkiye’nin de en önemli potansiyel illerinden biridir. Verimli ovaları, iklim çeşitliliği, su kaynakları, mera varlığı ve köklü üretim kültürüyle doğru planlandığında çok güçlü bir kalkınma modeli ortaya koyabilecek bir şehirden söz ediyoruz. Ne var ki bugün Tokat’ın önündeki temel mesele, imkânsızlık değil; mevcut potansiyelin yeterince doğru değerlendirilememesidir.
Bu ili birkaç ürünle anlatmak bile zordur. Merkez köylerinde meyvecilik yoğun şekilde yapılmaktadır. Kiraz, şeftali, erik ve elma birçok ailenin önemli gelir kaynağıdır. Niksar’da ceviz, Erbaa’da üzüm ve narince bağ yaprağı öne çıkan ürünler arasındadır. Bunlara eklenecek daha pek çok ürün vardır. Tokat’ın her ilçesi, her ovası, her köyü bulunduğu coğrafyanın imkânına göre ayrı bir üretim değeri taşımaktadır. İşte bu nedenle Tokat’a sıradan bir il gibi değil, stratejik bir tarım ve üretim merkezi olarak bakmak gerekir.
Bir dönem şeker pancarı Tokat’ta önemli bir üretim deseniydi. Şeker fabrikasının özelleştirilmesinden sonra bu üretim büyük ölçüde geriledi. Bugün özellikle Niksar Ovası gibi son derece verimli alanlarda şeker pancarı ekimi yok denecek kadar azalmış durumdadır. Benzer bir tablo domates üretiminde de yaşandı. Önceden özel salça fabrikalarıyla sözleşmeli üretim yapılır, üretici ne ekeceğini, ürününü kime satacağını bilir, önünü daha rahat görürdü. Bu yapı zayıflayınca üretimde istikrar da zayıfladı.
Aslında burada durup geçmişe dikkatle bakmamız gerekiyor. Çünkü yaşanmış örnekler bize çok şey anlatır. Tarımda zayıflayan her üretim deseni yalnızca ekonomik bir kayıp doğurmaz; beraberinde göçü, işsizliği, kırsal çözülmeyi ve umutsuzluğu da getirir. Bu yüzden geçmişin sonuçlarını iyi okumadan, geleceği sağlıklı biçimde kurmak mümkün değildir. Dün yaşananlardan ders çıkarabilirsek, yarının hatalarını azaltabiliriz.
Tokat aynı zamanda Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanlığı kararıyla Büyük Ova ilan edilerek koruma altına alınmış 3 büyük ovaya ve bunlara bağlı 5 ovaya sahip bir ilimizdir. Bu çok kıymetli bir statüdür. Çünkü büyük ova demek, sadece geniş tarım arazisi demek değildir; aynı zamanda korunması gereken verim, üretim ve gıda güvenliği demektir. Ancak uygulamada zaman zaman verimli birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaştığını, bazı yatırımların yer seçiminin doğru yapılmadığını, alternatif olarak kullanılabilecek ham ve verimsiz alanlar varken tarım arazilerinin tercih edildiğini görüyoruz.
Elbette yatırım önemlidir. Üretim de, sanayi de, istihdam da her şehir için gereklidir. Ancak yatırımın doğru yerde, doğru zeminde, doğru planlamayla yapılması gerekir. Çünkü en verimli toprağın üzerine beton dökerek kalkınma sağlanamaz. Pandemi döneminde bunu hep birlikte çok açık biçimde gördük. O günler bize bir kez daha gösterdi ki beton karın doyurmuyor; toprağın, üretimin ve gıdanın yerini hiçbir şey tutmuyor.
Tokat’ın önemli imkânlarından biri de meralarıdır. Ancak meraların bir kısmının maden ruhsatlarıyla baskı altında olması, hayvancılık açısından dikkatle ele alınması gereken bir durumdur. Oysa mera ıslahı yapılabilse küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık yeniden güçlü biçimde canlanabilir. Özellikle yem maliyetlerinin bu kadar arttığı bir dönemde mera, üretici için sadece arazi değil, aynı zamanda bir nefes alanıdır. Merayı koruyan bir anlayış, hayvancılığı da güçlendirir.
Bugün Tokat’ın ihtiyacı, günü kurtaran dağınık kararlar değil; ayakları yere basan, sözleşmeli, sürdürülebilir ve üretimle uyumlu yatırımlardır. Süt ve süt ürünleri işletmeleri, gıda işleme ve paketleme tesisleri, kurutma tesisleri, soğuk hava depoları ve planlı sözleşmeli üretim modelleri Tokat’ın önünü açabilir. Bu şehir sadece ham ürün üreten değil; işleyen, paketleyen, markalaştıran ve katma değer oluşturan bir merkez hâline gelebilir.
Burada en önemli başlıklardan biri de belirsizliktir. Üretici önünü görmek ister. Ne ekeceğini, nasıl satacağını, hangi ürünün destekleneceğini, hangi yatırımın süreceğini, hangi arazinin korunacağını bilmek ister. Belirsizlik arttıkça üretim iştahı azalır. Bu sorunu giderecek olan ise güçlü, öngörülebilir ve üretimi merkeze alan bir bürokratik anlayıştır. Bürokrasi, üreticinin önünü açmalı; yatırımcıyı doğru yere yönlendirmeli; toprağı, suyu, merayı ve üretim planlamasını birlikte düşünmelidir.
Tokat’ın toprağı var, suyu var, iklimi var, üretim kültürü var. En önemlisi de çalışkan insanı var. Bütün bu imkânları bir araya getirecek doğru planlama yapılabildiğinde Tokat yeniden çok daha güçlü bir üretim merkezi olabilir. Meyvecilikte, bağcılıkta, hayvancılıkta, gıda sanayisinde ve sözleşmeli üretimde örnek bir şehir olmasının önünde hiçbir engel yoktur.
Yeter ki toprağın kıymetini bilelim.
Yeter ki geçmişin tecrübelerini unutmayalım.
Yeter ki kısa vadeli tercihler yerine uzun vadeli bereketi koruyalım.
Tokat’ın geleceği betonda değil, toprağındadır.
Ve bu toprağa sahip çıkmak, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda tarihî ve millî bir sorumluluktur.