Emekli Mal Müdürü HALİS SAĞLAM, babası Hüseyin İbrahim Sağlam’ın yaşanmışlık hikayesini yazdı: "Bu öyküde Erzincan hasreti ile ana, baba, kardeş hasreti, özlemi ile rahmeti rahmana kavuşan babam vardır.”

“Bu öyküde, yaşamı boyunca “acılarım beni aştı, ciğerime ateş düştü, umutlarım gerçek olmadı, gecelerim nurla dolmadı, oy benim ülkem, oy benim Erzincan’ım” diyerek Erzincan hasreti ile ana, baba, kardeş hasreti, özlemi ile rahmeti rahmana kavuşan babam vardır.”

İşgal ve seferberlik yılları, ülkemizin en zorlu, en sıkıntılı göçlerle, yokluklarla dolu kara haber günleri olmuştur. Her aileden ya şehit ya gazi varsa da ailesini, köklerini kaybeden garip, öksüz, kimsesiz, yetim çocuklar da bırakmıştır.

Geçmişini bilmeyen geleceği yakalayamaz. Nüfus kayıt bilgilerine göre ömrü 1913-(1329)-1969 yıllarında geçen, tarifsizliğin tarifi gibi hafızalarda yer alan, zaman tünelinde acıyı bal eyleyen babam Hüseyin İbrahim Sağlam’ın yaşanmışlık hikayesidir. Bu öyküde, yaşamı boyunca “acılarım beni aştı, ciğerime ateş düştü, umutlarım gerçek olmadı, gecelerim nurla dolmadı, oy benim ülkem, oy benim Erzincan’ım” diyerek Erzincan hasreti ile ana, baba, kardeş hasreti, özlemi ile rahmeti rahmana kavuşan babam vardır. O acıklı günlerde keder, gözyaşı vardır bilen bilir. Bilmeyene de sözümüz yoktur.

Sondan söyleyeceğimi de baştan söyleyeyim. Değerli babam tüm yaşamı boyunca övünerek “BEN ERZİNCANLIY’IM, BENİM BABAM ÜST RÜTBELİ BİR SUBAYDI. ANNEM, ABİM, EVİMİZ VARDI. ERZİNCAN’IN 1916’DA RUS VE ERMENİ ASKER VE ÇETELERİNCE İŞGALİ NEDENİYLE BOŞALTILMASI VE SİVAS’A DOĞRU GÖÇ ETTİĞİMİZ İÇİN BEN TÜRK’ÜM DİYEREK.” son nefesini vermiştir.

YIL 1916, Osmanlı Devletinin son günleri, 1. Cihan Harp Günleri…

İşte bu 1916 yılı Erzincan’ın işgali ve kara haber günleri babam H. İbrahim Sağlam henüz 3 yaşında var yok, yaşam sürecinde gördüklerini, duyduklarını, yaşadıklarını pazılın parçaları gibi zaman tüneli içinde yan yana getirmiş, dili döndüğünce adlarını dahi bilmediği Ana, Baba, Kardeş hasreti ile yaşamış, acıklı ömrünü tamamlamıştır.

Hatırladığı kadarıyla yıl 1916, küçük bir çocuk, ailesi var. Annesinin evlerinin arkasındaki bahçede tandır fırınında ekmek yaptığını hatırlıyor. Evlerinin önünde ırmak var, karşıda askeri kışla gibi büyük bina var, kapısında büyükçe bir fener yanıyor, büyük bir kapısı var, devamlı atlı, asker kıyafetli kişiler girip çıkıyor. (-Eski Erzincan olduğu söyleniyor-)

Bir zaman sonra çevrede bir hareketlenme, kargaşa var, evimizin önüne 2 atın çektiği bir at arabası geliyor. Evdeki eşyalar bu arabaya yükleniyor, abisi çocuk kardeşini yani babamı kucaklayıp arabaya bindiriyor. Tam hareket edecekleri bir anda karşıdan, kalabalık arasından 3 atlı asker elbiseli adamlar arabaya doğru geliyor ve yaklaşıyorlar. Grubun ortasındaki atlı kişi araba üstündeki beni (babamı) kucaklayıp yüzlerimden öpüyor, bir adet bir para veriyor (bu benim babam ve evlatlarımın dedesi idi) vedalaşıp ayrılıyorlar.

Biz araba ile yola düşüyoruz, abim babamın verdiği para ile yolda yüzü şekerli gibi bir yiyecek alıyor. Ben, annem, abim ve başka kalabalık kafileler yolda devam ederken (Erzincan’ın boşaltılması) bir bakıyoruz ki karşıdan, ovadan, uzaktan toz duman içinde bir şeyler geliyor. Bu insan mı? Hayvan mı? Bilinmiyor. Bunun üzerine bizde ve yoldaki kafilelerde bir panik başlıyor, abim beni arabadan kucaklayarak, annesini ve arabayı bırakarak can havliyle diğer kafilelerdeki insanlarla göç ettikleri Sivas yönüne, dağlara doğru kaçıyorlar. Bu ovadan gelenler Rus ve Ermeni askerleri ve çeteleridir. Erzincan’ın işgalidir.

Bir gece vakti dağ başında dinlenirken birlikte göç ettiğimiz insanlardan birisi abin-kardeşin seni bırakarak kaçtı sözünü duyuyorum. Aslında abimin beni bırakarak kaçtı denilmesi Rus ve ermeni askerlerinin geldiğinde can havliyle annesini ve arabalarını geride bıraktığından onları aramak bulmak için geriye doğru gitmesidir.

Göç kafilesine emanet bir çocuk beraber yola çıktığı anne ve abisi olmadan akıbetlerinin de ne olduğu bilinmeden 2-3 gün sonra Erzincan’dan Sivas’a iskan edilen göç kafilesi Sivas’a geliyor.

Osmanlı Devleti, devlet tecrübesiyle, Sivas’taki idareci-yönetici ve Sivas halkı bizleri göç kafilesini kucakladı, bağrına bastı. Grup grup Erzincan’dan gelenleri Sivaslılar evlerine kabul etti. İaşe ve ibate edilecekleri yerlere gönderildi, yerleştirildiler. Bu arada göç kafilesindeki herkes evli evine gitti. Kala kala bir tek çocuk ben ortada kaldım. Kim bu çocuk denildiğini, orada bulunan birisinin cevaben kimi kimsesi yok, yoldan getirdik dediklerini duyar gibi oldum. Orada bulunan Sivas halkından birisi bana hitaben benim oğlum olur musun dediğini, benim de olurum dediğimi hayal meyal hatırlıyorum. Böylece öksüz-yetim 3 yaşında Sivaslı oldum. Artık anam, babam, kardeşim, abim, can Erzincan’ım yok, birbirimizi kaybettik ve bir daha da buluşamadık. O işgal yıllarında ölmedilerse, inanıyorum ki ailem, annem beni çok aramıştır. Boynumdaki ve sırtımdaki et beninden beni tanır, bulurdu.

T.C. Hükümetinin nüfus kayıtlarına göre 1935 yılında askerlik dönüşü 20-21 yaşında Sivas’tan Tokat’a gelip yerleşiyor. Ağaların, beylerin arazilerinde ırgatlık ve ortakçılık yapıyor. Sevilen bir kişi olarak 1950 yılında Tokat Belediye Parkında kadrolu bahçevan olarak görev yapıyor. 1969 yılında vatan, bayrak sevgisi, ana, baba, Erzincan hasreti özlemi duyarak vefat etmiştir.

SÖZÜN ÖZÜ: TÜM ZOR ŞARTLAR İÇERİSİNDE BABAMIN YOKTAN YARATTIĞI TOKATLI AİLESİ OLARAK O GÜNLERİ UNUTMAMAK, YARIM KALAN PAZILIN EKSİK PARÇALARINI BULMAK, YARIM KALAN SİYAH-BEYAZ FOTOĞRAFI TAMAMLAMAK. ANNE, BABA, ABİ HASRETİ İLE ONLARI HATIRLAMAK CENNET VATANIMIZIN KIYMETİNİ BİLEREK O GÜNLERİ BİR DAHA YAŞAMAMAK.

EKLERİ:

--HALİL-HALİS-MUHLİS SAĞLAM İSİMLİ 3 OĞLU

--EM.TNK.ALBAY BARIŞ SAĞLAM

--EM.K.PİLOT ALBAY ERSÖZ SAĞLAM

--EM.ÖĞRT.MURAT SAĞLAM

--ECZ.HÜSEYİN KUMRU SAĞLAM

--ÖĞRETMEN HALİSE ÖZLEM SAĞLAM

--MEMUR PINAR SAĞLAM

İSİMLİ TORUNLARI VARDIR.

NOT: BU YAZI ERZİNCAN’IN -- 25 TEMMUZ 1916 RUS İŞGALİ / 15 ŞUBAT 1918 İŞGALDEN KURTULUŞ GÜNLERİ HATIRASI İÇİN PAYLAŞILMIŞTIR.

(13 ŞUBAT 2026 / HALİS SAĞLAM / EMEKLİ MAL MÜDÜRÜ / 0 530 883 09 51)